Dünya yıllardır "karbon ayak izi" kavramıyla uyutuluyor. Bize sürekli olarak "az tüket, az seyahat et, doğaya zarar verme" deniyor. Bireysel düzeyde karbon salınımımızı azaltarak dünyayı kurtarabileceğimiz anlatılıyor. Peki, gerçekten böyle mi? Yoksa bu söylem, büyük şirketlerin ve küresel elitlerin insanlığı kontrol altında tutma planının bir parçası mı?
Karbon ayak izi kavramı, ilk olarak British Petroleum (BP) tarafından popülerleştirildi. Evet, yanlış duymadınız! Petrol devlerinden biri, insanlara çevreyi koruma adına "karbon ayak izi hesaplayıcıları" sunan ilk şirketlerden biri oldu. Bu size de garip gelmiyor mu? Fosil yakıt sektöründen devasa kârlar elde eden şirketler, birdenbire "çevre dostu" söylemlerle bireyleri suçlamaya başladı. Çünkü gerçek suçluların, yani sanayi devlerinin, mega şirketlerin ve devletlerin sorumluluklarını gizlemenin en iyi yolu bireyi suçlu hissettirmek ve "Sen de karbon salıyorsun, sen de suçlusun" algısını yaratmaktı.
Bugün dünya nüfusunun büyük bir kısmı düşük karbon salınımına sahip yaşamlar sürerken, sanayi devleri ve gelişmiş ülkeler, çevreyi kirletmeye devam ediyor. Küresel karbon salınımının %70’inden fazlası sadece 100 büyük şirketten geliyor. Fakat bu şirketler yerine bireylerin suçlanması sizce de bilinçli bir plan değil mi? Üstelik, dünya devi şirketler karbon vergileri, karbon kredileri ve sürdürülebilirlik fonlarıyla bu sistemi ekonomik bir kazanç kapısına çevirdi.
Bu planın ikinci aşaması ise, bireysel özgürlükleri kısıtlayarak insanları "karbon suçluları" olarak damgalamak. Bugün, karbon ayak izinizi ölçmek için kullanılan uygulamalar, yarın bir "karbon puanı" sistemine dönüşebilir mi? Örneğin, belirli bir karbon seviyesinin üzerine çıktığınızda uçak bileti satın alamadığınız, özel araç kullanamadığınız bir dünya düşünün. Hatta gelecekte market alışverişinizin bile karbon kotasına göre sınırlandırıldığı bir sistem inşa edilebilir. Bu tür kısıtlamaların sinyalleri, çeşitli uluslararası forumlarda ve iklim zirvelerinde şimdiden verilmeye başlandı.
Peki, bu işin sonu nereye varacak? Karbon bazlı bir kredi sistemi, dijital para birimleriyle birleştiğinde, toplum üzerindeki kontrol mekanizması tamamlanmış olacak. Dijital kimliklerle entegre edilmiş bireysel karbon puanları, kimin ne kadar özgürlüğe sahip olacağını belirleyen bir mekanizma haline gelebilir. Böyle bir dünyada, sıradan insanlar toplu taşımaya, küçük evlere ve düşük karbon tüketimine mahkûm edilirken, elit kesim özel jetleriyle seyahat etmeye, ultra lüks yaşamlarını sürdürmeye devam edecek.
Unutmayalım, "yeşil ekonomi" adı altında sunulan her şey aslında büyük şirketlerin ve elitlerin servetlerine servet katmak için tasarlanmış bir sistem. Gerçek çözüm bireylerin değil, büyük sanayi şirketlerinin hesap vermesiyle sağlanabilir. Ama nedense bu konuda kimse konuşmuyor. Çünkü bireysel karbon ayak izini azaltma kampanyaları, insanları küçük yaşamlara razı etmeyi, lüks ve özgürlüğü yalnızca seçkin bir azınlığa sunmayı amaçlıyor.
Öyleyse gerçek soru şu: Bizler bu küresel manipülasyonu görüp özgürlüğümüzü savunacak mıyız, yoksa karbon ayak izi yalanıyla köleleştirilmeye razı mı olacağız?
Yorumlar
Kalan Karakter: