Günümüzde gençlerin ellerinden telefon düşmüyor. Sabah uyanır uyanmaz ekran ışığıyla güne başlıyor, gün boyu mesajlar, oyunlar, sosyal medya akışları arasında kayboluyor ve gece yatmadan önce son bir kez bildirimleri kontrol etmeden uyuyamıyorlar. Teknoloji, hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi, ancak bu durum bir noktada bağımlılığa, hatta ahlaki bir çöküşe mi dönüşüyor? Gençler, bu dijital zincirlerden kurtulabilir mi?
Dijital bağımlılık, artık sadece bir “trend” değil; ciddi bir toplumsal mesele. Common Sense Media’nın 2023 raporuna göre, gençler günde ortalama 7 saat 22 dakikasını ekran başında geçiriyor. Bu süre, bir yetişkinin tam mesai saatine denk geliyor! Sonsuz kaydırma mekanizmaları, anlık bildirimler ve algoritmalar, beyindeki ödül sistemini adeta bir şeker dükkânına çeviriyor. Her “beğeni” bir dopamin patlaması, her yeni mesaj bir merak dalgası yaratıyor. Ancak bu bağımlılık yalnızca zaman kaybına yol açmıyor; değer yargılarını da erozyona uğratıyor.
Sosyal medyada beğeni toplamak için sergilenen yapay hayatlar, gençlerin özsaygısını zedeliyor. Dijital dünyada popüler olmak, bazen etik değerleri zorlayan davranışları teşvik ediyor. Örneğin, TikTok ve YouTube gibi platformlarda dikkat çekmek için tehlikeli akımlara katılan gençlerin sayısı her geçen gün artıyor. Şiddet içeren oyunlar veya uygunsuz içeriklerin normalleştirilmesi, ahlaki sınırları bulanıklaştırıyor. Peki bu, bir tür ahlaki çöküş değil mi?
Telefonlar hayatımızın merkezine oturduğunda, gençlerin gerçek dünyayla bağı kopuyor. Bir ödev için açılan telefon, saatlerce komik videolar izlenen bir maratona dönüşebiliyor. Arkadaş buluşmalarında herkesin ekranına gömülmesi, “sessiz bir yalnızlığa” sebep oluyor. Daha da önemlisi, sürekli maruz kalınan yüzeysel içerikler, empati, sabır ve derin düşünme gibi değerleri zayıflatıyor ve yerini anlık tatmin arayışına bırakıyor.
Ancak burada suç tamamen gençlerde değil. Ebeveynler ve yetişkinler de ekran bağımlısı hale gelmiş durumda. Aile sofralarında telefonları elden bırakmayan ebeveynler, çocuklarına “Telefonu bırak” dediğinde ne kadar inandırıcı olabilir?
Bağımlılıktan kurtulmanın ilk adımı farkındalık. Gençlerin bu bağımlılığın hem bireysel hem de toplumsal etkilerini anlaması gerekiyor. Ancak burada “yasak” çözüm değil; doğru yönlendirme önemli. Telefonu tamamen yasaklamak yerine, belirli saatlerde sosyal medya kullanımını kısıtlamak daha etkili olabilir. Örneğin, “Telefonu bırak” demek yerine “Hadi birlikte bir şeyler yapalım” yaklaşımı daha etkili olabilir. Aile içi etkileşim artırılmalı; ortak aktiviteler (yemek yapmak, oyun oynamak, yürüyüşe çıkmak) ekran bağımlılığını azaltabilir. Kitap okumak, spor yapmak, sanatla ilgilenmek ya da gönüllü projelere katılmak gençler için cazip hale getirilmeli. Eğer dijital dünya bir eğlence alanı olarak sunuluyorsa, gerçek hayat da en az onun kadar ilgi çekici olmalı. Eğitim kurumlarında dijital okuryazarlık dersleri ve farkındalık seminerleri düzenlenmeli ki gençler, bu bağımlılığın nasıl işlediğini ve nelere sebep olabileceğini anlayabilsin.
Gençler telefonlarından tamamen kopmak zorunda değil, ancak onlarla sağlıklı bir mesafe kurmayı öğrenmeliler. Dijital dünya bir hapishane ya da ahlaki çöküşün aracı değil, sadece bir araç olmalı.
Asıl soru şu: Bizler, gençlere bu dengeyi ve sağlam bir ahlaki duruşu öğretebilecek kadar iyi birer örnek olabiliyor muyuz?
Yorumlar
Kalan Karakter: