MİNBERDE AŞI GÜZELLEMESİ! CAMİLER İLAÇ OFİSİ Mİ OLUYOR?
Elimde bilgi notu var..
Bir talimat yazısı..
Ve ekinde bir vaaz metni..
Peki nedir bu? Diyanet ve Müftülük kanalıyla, Camilerimizde, Cuma vaktinde müminlerin kulağına fısıldanması istenen bir "Aşı Güzellemesi" metni!
Başlığı ise; "Her Nesilde Aşılar İşe Yarıyor."
Peki ya gerçek nedir?
Asıl gerçek; her nesilde birilerinin cebi dolsun diye insanlığın nasıl birer denek haline getirildiği ve aşıların bir çok insanı perişan ettiğinin ve sağlıklarını bozduğunun pek çok insan tarafından artık itiraf edilmesi!
Elimdeki metinde dikkat çeken en önemli husus şudur: Bu bir “bilgilendirme” metni değil, doğrudan bir yönlendirme metnidir. Çünkü metinde sadece bilgi verilmemekte, aynı zamanda açık bir şekilde hüküm kurulmaktadır: “Aşılar güvenlidir, etkilidir ve hayat kurtarır” denilerek, tartışmalı bir tıbbi mesele kesin bir hakikat gibi sunulmaktadır.
İşte asıl sorun tam da burada başlamaktadır. Çünkü cami kürsüsü, böyle tartışmalı tıbbi konularda kesin hüküm dağıtılacak bir yer değildir.
Yoksa Kutsal Değerler, O Küresel Güçlere Kalkan mı Yapılıyor?
Bakınız, gönderilen metinde hiç utanmadan Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hadis-i şeriflerini bu işe alet etmiş gözüküyorlar..
Mesela; Hadiste"Tedavi olunuz" buyuruluyor diyip bunu hatırlatmışlar ve buradan yürümüşler.
Efendimiz (s.a.v.) elbette ne buyurduysa haktır ve başımız üstünedir. Ancak O (s.a.v.); içeriği noktasında ciddi şüpheler uyandıran, yan etkileri bizzat üreticilerince itiraf edilen, hatta fıtrata müdahale ettiği yönünde güçlü iddialar bulunan ve artık geniş kitlelerce "küresel bir kuşatma be nüfus kontrol aracı" olarak görülen bu aşıları mı bize "tedavi" diye sundu?
Bakınız ünlü isim Dr. Robert Malone’un; “SV40 maymun virüs’ü ve bunun genetik olarak değiştirilme araçları olduğu, hücreleri ve vücudu ömür boyu zehirleyecek şekilde tasarlandığı" itirafı vardır.
Prof. Mc Cullough’un ise; “çocuk aşılarını derhal iptal edin" ve "bugün modern tıp tarihinde tıbbi bir müdahalenin bu kadar kısa bir sürede bu kadar çok insana zarar verdiğimi gösteren başka hiç bir emsal yoktur" feryadı vardır.
Ünlü mikrobiyolog Dr. Sucharit Bhakdi'nin ise: Aşılananlarda beyin hasarından kaynaklı "kişilik değişiklikleri olabileceğini söyleyip beyinlerinin değişmiş olabileceğini" dair îması mevcuttur..
Evet Hz. Resulullah'ın (s.a.v) “Tedavi olunuz” emri elbette haktır, hakikattir. Fakat her “tıbbi müdahale” otomatik olarak meşru, güvenli ve zorunlu mudur? Bu peşin kabul nereden geliyor ve nasıl mümkün olabiliyor? Üstelik çevremizde yüzlerce, binlerce hatta sosyal medyada belki yüzbinlerce aşı hasarı itirafları ortadayken?
Bir müdahalenin içeriği, riski, uzun vadeli etkisi ve dini mahzuru eğer tartışmalıysa, minberden bunu "tedbir" diye sunmak hiç olacak iş midir?
Üstelik mesele sadece “etki” meselesi değildir. İçerik meselesi de ciddi bir tartışma konusudur. Bazı aşıların prospektüslerinde jelatin gibi hayvansal türevlerin bulunduğu, (haram olan domuz jelatini) farklı kimyasal bileşenler içerdiği zaten üretici firmaların kendi belgelerinde yer almaktadır. Maymun böbreği hücresi yer aldığı ise bir çok isimce dile getirilmiştir.
Şimdi soruyorum:
İçeriği bu kadar tartışılan, şeffaflığı bu kadar sorgulanan aşılar hakkında, cami kürsüsünden tek taraflı güven telkini yapmaya çalışmak, bunu planlamak, böyle bir metni hazırlayıp okutturmaya çalışmak nasıl izah edilecektir?
Bakınız; bugün müslüman olmadığını bildiğimiz Donald Trump ve ABD Sağlık Bakanı koltuğuna oturan Robert F. Kennedy Jr. bile yıllardır haykırdığımız o gerçeği tüm dünyanın yüzüne vurdu ve dedi ki:"Eskiden 10.000 çocukta bir görülen otizm vakaları, bugün her 36 çocuktan birine kadar düştü!
Üstelik bu mesele sadece siyasetçilerin değil, tıp dünyasının da kendi içinde tartıştığı bir alandır.
Dr. Robert Malone, Prof. Peter McCullough ve Dr. Sucharit Bhakdi gibi isimler ise kısaca; aşı güvenliği, yan etki takibi ve özellikle çocuklara uygulanan takvimler konusunda ciddi endişeler dile getiriyorlar.
Elbette her görüş mutlak doğru kabul edilmek zorunda değildir. Ama şu gerçek inkâr edilemez ki: Bu kadar tartışılan bir mesele, cami kürsüsünden tek taraflı “tedbir” diye sunulamaz, yutturulamaz!
Bu arada, en son ise yukarıda verilen bu verilerin her 31 çocuktan bire kadar düştüğü belirtiliyor!
İşte ortada bu kadar dehşetli bir tablo varken Robert F. Kennedy ise, bu felaketin arkasındaki en büyük şüphelinin "denetlenmeyen, dayatılan ve içeriği karartılan aşı takvimleri" olduğunu açıkça söylerken, dahası tüm Dünya aşı hasarlarıyla engelli kalan çocukları, aniden kalbi duran gençleri, sapa sağlam iken bir an da sağlığı bozulanları, kalp krizi ve felç geçirenleri, pıhtı atanları, turbo kanserlerle boğuşanları konuşurken bizim Diyanet'imiz acaba hangi "bilimsel" veriye dayanarak camilerde "aşı güzellemesi" yapmak istiyor?
Yoksa islam düşmanlarının, Jefrey Epstein ile yakın dostluğu ortaya çıkan Bill Gates'in ve artık milyonların gözünde tamamen şüpheli hâle düşmüş, hatta artık en güvenilmez kurumlar arasında gösterilen DSÖ'nün verileriyle mi (!)
Bakınız, bir fecaat olan ve bir İlçe Müftülüğünün, Camilerde Cuma vaazlarında okutulması hususunda planladığı anlaşılan bu bilgi notunda başka neler diyor;
Mesela; "Önce tedbir sonra tevekkül" diyor bilgi notunda. Buradan girip yürüdükleri anlaşılıyor.
Soruyorum ilgili yetkililere: İçinde ne olduğunu dahi tam olarak millete açıklamadığınız, sadece ezbere sonucunu söylediğiniz, sonra içerisinde olduğu bir çok insanca bilinen maddeleri ise engelleyemediniz, yani hiç bir şekilde sizin kontrolünüzde olmayan, üreticilerinin de zaten aynen covid de olduğu gibi "sorumluluk kabul etmiyoruz" diye sözleşmeler imzalattığı hatta uygulayan doktor ve hemşrilerin dahi SORUMLULUK kabul etmediği aşıları vücuda enjekte etmek "tedbir" ve "tevekkül" müdür, yoksa küresel bir kumara alet olmak mıdır?
Yahu TEDBİR ve TEVEKKÜLÜ biz mi yanlış biliyoruz yoksa siz mi yanlış anlatıyorsunuz?
Bu işin tedbir ve tevekkül ile ne alakası vardır?
Bu ancak tedbir ve tevekkül kavramlarını tepe-tepe kullanmak, sui istimal etmek, milleti bu güzel ve kudsi kavramlarla etkileyip tuzağa düşürmek değil midir acaba?
Erkan Trükten Kadar Cesaretiniz Yok mu?
Yıllardır bu küresel kuşatmayı, dijital faşizmi, "büyük sıfırlama" operasyonunu ve "aşı tuzaklarını" tek başına ama sanki bir orduymuş gibi en başarılı ve etkin şekilde haykıran, toplumun şuurunu diri tutmak için bedel de ödeyen isimler de varken, binlerce personeli olan koca Diyanet ise neden bu konuda suskun?
Konuşacağı zaman ise NEDEN peşin bir ön kabulle aşı lehine konuşmak ve aşı güzellemesi yapmak istiyor?
Halbuki hakikatini bilmediği şeyler hakkında konuşmamak, eğer illa konuşacaksa da insanları İHTİYATA ve DERİN BİR ARAŞTIRMAYA davet etmeleri gerekmez miydi?
Tek taraflı bu peşin kabul NEDEN?
Neden halkın sağlığını korumak yerine, o meşhur küreselci "efendilerin" ajandası minberlere taşınmak isteniyor?
Ben gerçekten sormak istiyorum:
Bir Erkan Trükten kadar, bu milletin ve evlatlarının geleceği için dertlenmeyecek misiniz acaba?
Ey Diyanet!
Müslümanlara bir Erkan Trükten kadar faydanız olmayacak mı?
Hakk'ı söylemek için illa küresel bir onay mı bekliyorsunuz?
Hiç o küresel güçler size HAKK'ı söylemek için o onayı verir mi?
Bakınız Hucurat suresi 6. Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor; "Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın."
Şu durumda; Kur’an bizlere gelen bir haberi önce araştırmayı emrederken, bana ulaşan bu bilgi notuna göre Diyanet; içeriği, etkisi ve uzun vadeli neticeleri çok ciddi olarak tartışılan ve sorgulanan tıbbi ürünler konusunda şimdi milleti araştırmaya mı çağırmış oluyor yoksa peşin bir kabule mi yönlendiriyor?
Medem Kur’an, bize gelen haberi araştırmayı emreder. Hele bu haber insanın bedenine, çocuğun sağlığına, neslin geleceğine dokunuyorsa, araştırma emri daha da ağırlaşır ve derinleşir.
O halde yine soruyorum:
İçeriğinde dinen, tıbben ve vicdanen tartışmalı pek çok hatta haram maddeler bulunan ürünler hakkında cami kürsüsünden tek taraflı güven telkini yapılabilir mi hiç? Bu olacak iş midir?
“Tedavi olunuz” hadisini alıp da AŞILAR gibi son derece tartışmalı, şüpheli, hatta zarar gördüğünü söyleyen belki yüz binlerce insanın olduğu tıbbi ürünlere o hadisi açık çek keser gibi kullanmak, dini delil değilde dini kavramları tıbbi propagandanın emrine vermek değil midir?
Hem Küreselcilerin kontrolünde olduğu bilinen, Rockefeller ailesinin dizayn edip yönettiği, artık nerede ise herkesede malum olan, küresel fon ilişkileri ve ilaç endüstrisiyle yakınlığı sebebiyle güven tartışmalarının da odağında olan DSÖ ve Bill Gates'in tavsiye edip yönettiğı aşıları sorgulamadan, o haberi kontrol etmeden, araştırmadan, tamamen onların verilerine güvenerek müslümanlara sunup pazarlama çalışmak Hucurat suresi 6. Ayete ters düşmüyor mu şimdi?
Eğer mesele yüzde yüz açık değilse, eğer içerik tartışmalıysa, eğer yan etkiler ve uzun vadeli neticeler konusunda ihtilaf varsa, bir dini kurumun görevi milleti tek yöne itmek değilde ihtiyatı hatırlatmak değil midir?
Bir tıbbi ürün, hele ki AŞILAR gibi son derece tartışmalı bir ürün, minber diliyle “nimet”, “tedbir”, “tevekkül” ambalajına sokulabilir mi hiç?
Çünkü minberin dili reklam dili değil, hakikat dilidir.
Camiler Asla Reklam Alanı Değildir!
Ne İdüğü Belirsiz Aşıların Pazarlandığı Yer Hiç Olamaz!
Ben derim ki: "Tedbir ve tevekkül" kavramlarını sui istimal ederek, aşı içindeki ağır metallerle, kimyasal ve haram maddelerle, çocukların beynine ve sinir sistemine kasteden bu projeleri sakın kutsallaştırmaya kalkmayın.
İslam, akıl ve can emniyetini esas alır.
Can emniyetinin tehdit altında olduğu bu küresel tiyatroda, cami kürsülerini bu işe meze etmek bir çok insanın gözünde "emanete ihanet etmek olacaktır!" Bu böyle biline.. Ve dehşetli vebal siz yeterde artar bile..
Diyanet Asli İşine mi Dönecek Yoksa Küreselcilere mi Çalışacak?
Diyanet’e sesleniyorum:
Lütfen asli görevinize dönün! Halkın imanını ve neslini koruyun. Küresel baronların dayattığı "aşı haftası" kutlamalarını değil, bu milletin çocuklarını nasıl bir otizm ve hastalık sarmalına ittiklerinin hesabını sorun. Aksi takdirde, o minberlerden okuduğunuz her vaaz, yarın sakat kalan bir çocuğun ahıyla yerle bir olur!
Biz uyarıyoruz: Hakikat gizlenemez. Bu fırtına dindiğinde sadece gerçekleri haykıranlar ayakta kalacaktır!
Allah’ın dinine, aile yapısına ve insan fıtratına savaş açmış küreselci odakların projelerini, cami kürsülerinden "İslami kılıf" giydirerek halka pazarlamak en büyük ihanetlerden biri olarak görülecektir.
Camiler, Allah’a ibadet edilen, müslümanların toplandığı, kaynaştığı ve Müslümanların şuur kazandığı mekanlardır.. Asla ilaç şirketlerinin reklam panosu değidir..
Netice olarak: Küresel sağlık diktatörlüğü, en güçlü direniş hattı olan "inanç ve aile" kalesini yıkmak istiyor.
Şimdi ise o kaleye, camilerimiz üzerinden sızmaya çalıştıklarını görüyorum..
Fakat ilgili diyanet yetkilileri neye alet oldukları görmüyorlar mı acaba?
Son Uyarı!
Bu milletin dini hassasiyetlerini sui istimal ederek toplumdaki aşı direncini kırmaya çalışmak, bu milletin evlatlarını sonu belirsiz bir deneye itmektir. Hatta halkı, küresel bir kumar masasında bozuk para gibi harcamaktır!
Diyanet’in işi tıbbi propaganda yapmak değil, Hakk’ı ve hakikati anlatmaktır..
İman ve İslamiyeti anlatmaktır..
İman ve İslamiyetin özeliklerini, güzellikleri anlatmaktır..
İnsanları beşer suretinden çıkarıp gerçek bir insan haline getirmeye çalışmaktır..
İnsanlara ahlakın ve edebin en güzel hâli olan sünneti seniyyeyi aşılamaktır!
Eğer Diyanet ve ilgili yetkililer illa bir AŞI propagandası yapacaksa millete SÜNNETİ SENİYYEYİ ve önemimini AŞILAMALIDIR!
Lütfen ama lütfen; Camilerimizi sakın bu küresel tiyatroya alet etmeye kalkmayın.
İnsanlığın sağlığıyla, Müslümanın tevekkülüyle oynamayın!
Tevekkül gibi kudsi bir hakikati şer işlere alet etmeye kalkmayın..
Minberleri o şer güçlerin projelerine alet etmeyin..
İşinizi yapın yeter ve Allah'tan korkun..
Unutmayın ki; kürsüden okuduğunuz her kelimenin hesabı hem halkın önünde hem de Hakk’ın huzurunda sorulacaktır..
Biz Allah'ın da izni ve inayetiyle susmayacağız!
Ama şu biline ki: Hakikat, minberlerden yükselen o yapay seslerden çok daha gürdür!
Allah bizleri imana, islama, hakk ve hakikate hizmet ettirsin inşaAllah.. Bizleri bu yolda asker eylesin, hizmetkâr eylesin, ordularından bir nefer eylesin..
Amin Amin Amin..
Selam, Dua ve Hürmet ile..
Yorumlar
Kalan Karakter: