BEBEK ÇIĞLIĞINDAN GENÇLİK İKSİRİNE: KÜRESEL HASATÇILAR VE FITRAT SAVAŞI.!
Kalpler paramparça, ruhlar infilak halinde…
İnsanlık alemi böylesine bir pisliği, böylesine devasa ve küresel çapta belki de ilk kez tecrübe ediyor.
Tarih çok zulümler, vahşetler ve bölgesel pislikler gördü; ancak nihayetinde bunların çoğu yerel ölçekte kalmıştı.
Bugün ise karşımızda böylesine organize, böylesine sistemli ve böylesine "bebeklik" seviyesine inmiş bir şeytanlığı-sapıklığı ilk kez bu kadar çıplak ve bu kadar iğrenç bir halde ama küresel bir çapta ve sistemli olarak görüyoruz.
5-6 yaşındaki yavrulara işkence etmek, 8-10 yaşındaki kızlara tecavüzü sistemleştirmek ve oğlancılık işte bu kötülüğün ancak zirve noktasıdır.. Güya "elit"lerden bilinen ve daha düne kadar saygı duyulan birilerinin kadınları-kızlarıda bırakıp çocuk yaştaki oğlanlarla yetinmeleri sapkınlığın ve aşağılın en son noktasıdır herhaldeki..
Fıtrata Açılan Şeytani Savaş: Geleceği ve Ruhu Çalmak.!
Şeytanın asıl hedefi nedir biliyor musunuz? Fıtratı bozmak!
Fıtratın en güzel, en saf, en berrak hali ise çocuklardır. Çocuk; kirlenmemiş bir vicdan, bozulmamış bir bilinç ve Allah'ın bir emanetidir. İşte bu yüzden mevcut şeytani düzen ve sistem, özellikle çocukları hedef almaktadır. Yani aslında doğrudan Allah’ın yarattığı fıtrata ve emanete saldırmaktadırlar.
Bu yaşananlar sadece bir sapıklık değildir; bu bir "Geleceği Çalma Projesi"dir.!
İnsanlığın ruhunu, yarınını ve umudunu gasp etmek istiyorlar. Çocukları değersizleştirerek, onları birer meta gibi kullanarak aslında insan ırkına, ruhuna ve fıtratına karşı topyekün bir savaş başlattılar. Çünkü çocuklar insanlığın yegâne geleceğidir.
Bu dehşet, Cahiliye Dönemi'nde kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek katleden o zihniyetin, 21. yüzyıl imkanlarıyla hem ruhen hemde bedenen gerçekleştirdiği modern bir vahşet'dir!
Prof. Dr. Alişan Yıldıran’ın İşareti: "İnvazif" Bir Acı ve Hasat Şüphesi
Şimdi gelin, bu küresel şeytanlığın bizim hastanelerimize, bebeklerimize kadar uzanan ve "Topuk Kanı Alımı" maskesi altında batırılan iğne ile (lancet denilen sivri uçlu bir alet) en az 2-3 delik açılmak suretiyle gelen gizli planına bakalım:
Bu konuda yıllardır uyarılarda bulunan Prof. Dr. Alişan Yıldıran, topuk kanı alımı için "İnvazif" kelimesini kullanmıştı. Tıbbi dilde "vücut bütünlüğüne müdahale, girişim" olan bu terim, aslında masum bir bedenin ilk büyük feryadının da sebebidir.
Halbuki Prof. Dr. Alişan Yıldıran aynen şunları söyleyip müthiş bir noktaya da parmak basıyordu aslında; "....... yenidoğan dönemi çocuk ölüm hızının en yüksek olduğu dönemdir. Yenidoğanların fevkalade kırılgan olduğu, ....... sorumlu doktora, gerek aileye bilgi vermeksizin invazif girişim yapma hakkını, üstelik de ölüm noktasındaki yenidoğmuş bir bebeğe, nereden almışdır?"
Ayrıca Prof. Dr. Alişan Yıldıran makalesinde şunlarıda söylüyor ve aynen şöyle ekliyordu: “Artık hiç şüphe yok ki, yenidoğanlar ağrı duyar ve bunun kısa ve uzun vadeli etkileri vardır. Bu ağrının yarattığı stresin büyüme-gelişme geriliği, beyin hasarı vb. yollara açabileceği belirtilmiştir.”
Düşünün; daha dünyaya yeni gözünü açmış bebekler bu işlemden beyin hasarına varacak kadar ağır bir travma yaşıyabiliyorlar! Tıp dünyası buna "sağlık taraması için rutin bir işlem" diyerek geçiştiriyor. Ama acaba gerçekte öyle mi? Yoksa Epstein’ın laboratuvarlarının, küresel ilaç devlerinin ve veri avcılarının iştahını kabartan biyolojik bir haritalama mı hedefleniyor? Bu masum feryatların arkasında; neslimizi, dijital ve genetik birer "meta" haline getiren o karanlık ajanda mı var?
Bilim Maskeli Zorbalık: 150 Bin TL’lik "Fıtrat" Cezası ve Siyasi Kuşatma!
Bugün bu şüpheler sadece hastane koridorlarında değil, bizzat Meclis çatısı altında hazırlanan "Yasal Zorbalık" girişimleriyle de vücut buluyor. Çünkü başta Deva Partili Elif Esen ve bazı vekillerin; çocukluk aşılarını devlet zoruyla yaptırmak, yaptırmayan ebeveynlere ise 150.000 TL ceza kesmek ve evlatlarımızın eğitim hakkını engellemek için verdiği kanun teklifi, bu küresel kuşatmanın en somut ayağıdır.
Sormak lazım kendisine: Acaba bu teklif "çocuğun üstün yararı" için mi, yoksa Bill Gates gibi figürlerin fonladığı küresel ilaç kartellerinin "üstün kazancı" için mi?
"Elif" Gibi Doğrulmak mı, Küresel Ajandaya "Vav" Olmak mı?
Vekil Elif Esen, yayınladığı videoda "Elif gibi dimdik duracağız" diyerek bir meydan okumuş. İzlerken güldüm..
Buradan kendisine açıkça soruyorum: Sayın Vekil, siz "ELİF" harfinin manasını ve NEYİ sembolize ettiğini gerçekten biliyor musunuz? Yoksa ezbere yada slogan olsun diye mi konuşuyorsunuz? "ELİF" demek; dosdoğru olmak, eğilmeden kıyamda durmak demektir. Elif; ardına hiçbir gizli ajandayı almadan, yalnız Allah için, Allah adına-namına, sadece Hakk’ın ve hakikatin huzurunda durmak, direnmek, Hakk namına halkın menfaati için millete siper olmaktır. Oysa sizin bu teklifinizde gördüğümüz; milletin yanında "Elif" gibi dik durmak değil, bizzat milletin hukukuna karşı durmak ve DİKLENMEKTİR! Bunu bize "elif gibi dik durmak" diye pazarlayamazsınız.. Bence sizin asıl yaptığınız; Neslimize biyolojik savaş açan DSÖ’nün şaibeli raporları karşısında "Vav" gibi eğilmek ve küresel ajandaların önünde kıvrılmaktır.!
Sayın Vekil.! Sırtını milletin sinesine değil de, küresel ilaç baronlarının lobilerine, DSÖ ve Bill Gates’in manipülatif veri bankalarına yaslayarak "dik" durulmaz; ancak o karanlık odakların siyasi sahnedeki "icra memurluğuna" soyunulmuş olunur..
Milletin evladına 150 bin TL ceza SOPASI sallamak, eğitim hakkıyla şantaj yapmanın "dik duruş ile elif gibi olmak ile" ne alakası var?
Kusura bakmayın ama küresel efendilerin yazdığı senaryolarda bilerek-bilmeyerek ama figüranlık durumuna düşerek "Elif" olunmaz! Hakiki bir "Elif" duruşu; "Bedenime, çocuğuma, zürriyetime dokunamazsın!" diyen bu aziz milletin feryadına göğsünü siper etmeyi gerektirir.
Siz ise bu teklifle millete siper mi oluyorsunuz, yoksa millete ızdırap olup milletin geleceğine vurulmak istenen küresel prangaya anahtar mı taşıyorsunuz?
Unutmayın ki; Elif harfi eğilmez, bükülmez ama o harfin arkasına gizlenerek millete parmak sallayanların yanlış hesapları, bu aziz milletin feraset duvarına çarpınca paramparça olur..
Kesinlikle yanlış hesap yapıyorsunuz çünkü Tarih sizi "dik duran bir kahraman" olarak değil; bir neslin fıtratını bozmak isteyenlerin "istekli bir refakatçisi" olarak kaydedecektir.
Sorumluluk Almayan "Zorunlu" İğne!
Ey milletim.!
Şu kafaya, kafadaki zihniyete bir bakınız lütfen. Çünkü dünya, Epstein sapığıyla yakalanan ve çok yakın ilişkileri ortaya çıkan o malum bazı isimlerin finanse ettiği DSÖ’yü tasfiye edip kurtulmaya çalışırken, bizdekiler DSÖ çocuklarımızı iğnelesin diye kanun teklifi veriyor.!
İtiraz edeni ise "vatana ihanet" ile suçlayıp millete sopa sallıyorlar.
Eğer bu aşılar ve müdahaleler iddia ettiğiniz kadar güvenliyse, o halde neden hiçbir sorumluluk almıyorsunuz?
Neden "sorumluluk aldığınıza dair,, oluşacak her türlü yanlış etkide SORUMLU olduğunuza dair" diye imza atmıyorsuz?
Ama milltten imza istemesini biliyorsunuz!
Yok eğer aşılarınız güvenli değilse, neden 150 bin TL’lik şantajla milletin kapısına dayanıyorsunuz?
Bu, halk sağlığını korumak mı yoksa halkı küresel sisteme "biyolojik köle" yapma operasyonu mu?
Veri Kaçakçılığı ve Dr. Savan Günay Dosyası
Buradan Topuk Kanı meselesine gelmek gerekirse; Topuk Kanı verilerinin aslında NEREYE gittiği ile alakalı duyulan kuşku, merhum Dr. Savan Günay’ın şüpheli ölümüyle daha da derinleşmektedir. Çünkü Dr. Günay, evinde ölü bulunmadan kısa süre önce şu sarsıcı ifşada bulunmuş ve“Veriler milli olarak saklanmıyor, Hacettepe üzerinden yurt dışına götürülüyor!” demişti.
Neden bir tek siyasi bile bu devasa milli güvenlik tehdidini soruşturmadı? Acaba soruşturdu da biz mi bilmiyoruz?
Dr. Savan Günay’ın "Veriler Hacettepe üzerinden yurt dışına gidiyor'" iddiası eğer doğruysa, Türk bebeklerinin genetik haritasının ve kan verilerinin rıza harici yurt dışıyla paylaşılması ihanet seviyesinde bir yanlış değil midir? Yoksa bu kanlar ve veriler üzerinden Türk nesli, küresel elitlerin laboratuvarlarına "stratejik veri" olarak mı akıyor? Bu sorunun cevabını çok merak ediyoruz.. Ve bu şüpheyi artık aklımızdan atamıyoruz..
Hem Allah aşkına, dışarıda sefalet içinde binlerce çocuk kurtarılmayı beklerken, topuk kanındaki bu "küresel iştah" (!) NEDEN?
Yenidoğan Çetesi ve Şantaj İmparatorluğu: Acaba Epstein Skandalı'nın Türkiye Şubesi mi?
Türkiye’yi sarsan 'Yenidoğan Çetesi' faciasına bir de şu kan donduran pencereden; yani "Epstein ağının yerel mezbahası mıydı?" sorusuyla bakmak zorundayız.
Zira bugün Gazze direnişinin kayalıklarına çarparak çöken, dahası kolunu-bacağını kıran, Hamas’ın o dağlar gibi sarsılmaz imanı ve mangal gibi yüreği karşısında askeri dehası iflas eden ve "Arz-ı Mev’ud" hayalleri kâbusa dönen bir İsrail var karşımızda. İran ile girdiği 12 günlük savaşta o "yenilmezlik" efsanesi balistik füzelerle delik deşik olan, kağıttan bir kaplan olduğu ortaya çıkan, sahte kabadayı misali sahte efsanesi çöken ve o savaşta İran tehlikesinin boyutunu iliklerine kadar hissedip Amerika "abisine" ateşkes için adeta çocuk gibi yalvaran ve dünyanın başına bela olup terör estiren bu zalim devlet ve zihniyet şimdi hayatta kalmak için belki son kozunu oynuyor.! Pekir nedir o.? Epstein Şantaj Arşivi.!
İsrail, şu an elindeki o kirli arşivi Amerikan elitlerinin ve siyasilerinin boğazına bir ustura gibi dayamış durumdadır. Trump, her ne kadar bu dosyaları açma vaadiyle yola çıkıp "temizlik" sözü verse de, görünen o ki ya kendi kazdığı kuyuya düşmüş ya da o karanlık el tarafından o kuyuya bizzat itilmiştir.. Bu sadece bir sapıklık ve vahşet dosyası değil; bu aynı zamanda küresel bir teslimiyet haritasıdır!
Sorgulanması gereken bir diğer dehşet ise şudur: İnancında ve geleneğinde asla organ bağışı olmayan İsrail'in, nasıl olur da dünyanın en büyük "organ ve deri bankasına" sahip olduğudur?
Cevap Gazze’ midir.? Cevap acaba hastanelerimizde sahte ölüm belgeleriyle buharlaşan yavrularımızda mıdır?
İflas Etmiş Sistem ve Sessizliğin Suçu
Eğer bu dünyada Epstein dosyalarında yaşanan vahşetten daha dehşetli, daha emsalsiz bir zulüm varsa, o da tüm bu olanlara SESSİZ KALMAKTIR! Ortalığı ayağa kaldırmamaktır!
Siyasilerin üstünü kapatması, savcıların "birilerinin ayağına basarız" diye tırsıp dosya açamaması, kurumların imaj kaygısıyla köşe bucak kaçmasıdır.
Şunu açıkça ihtar ediyorum: Bir sistem, bir iktidar ve bir toplum; eğer en masumlarını, çocuklarını koruyamıyorsa o medeniyet çökmüştür!
Suçluyu koruyan, kayıran ve ona dokunmayan her sistem şeytanidir..
Bu durum, sorumluluk makamında olanlar için tarih önünde en ağır bir vebal ve vicdanlardaki karşılığı "ihanet" olan büyük bir zafiyet göstergesidir.
Bu şeytani sistemi ayakta tutan tek şey; bizlerin sessizliği, lakaytlığı, umursuzluğu, sorumsuzluğu ve makam sahiplerinin korkaklığıdır.
Düşünün lütfen; o kaçırılanlar sizin evladınız olsaydı, o şeytani ayinlere kurban edilen sizin ciğerpareniz olsaydı yine böyle susacak mıydınız? Susabilir miydiniz?
O masum, günahsız, tertemiz çocuklara bunu yapanların Allah bin belasını versin!
Ancak sadece beddua yetmez. Çocuklara uzanan her el, bir daha asla iyileşmemek üzere acımasızca kırılmalıdır! Çünkü çocuklara acımayanlara acınmaz, merhamet etmeyene merhamet edilmez!
Son Söz: Selam, Dua ve Direniş!
Epstein dosyaları dökülürken gerçek teröristlerin maskesi de düşmüştür.
Gazzede çoluk-çocuk, kadın-yaşlı demeden ve hiç bir savaş kuralı dinlemeden insan öldüren, en ağır işkenceleri yapan, temsili darağacında bile çocuk asıp karşısında dans eden ve dünyayı ateşe, fitneye, fesada, nifak'a boğan Siyonistler mi acaba terörist, yoksa evladını ve Mescid-i Aksa’yı savunan Gazzeli mücahitler mi.?
Hangisi şerefli.? Hangisi daha izzetli? Hamgisi daha haysiyetli, şahsiyetli, karakterli?
Lauren Sweeney’in dediği gibi: "Bu kokuşmuş sistemle uyumsuz olmak bir şereftir!"
Hem dünya milletleri iki kere iki DÖRT EDER kat'iyetinde anladılar ve emin oldular ki; Bu dünyayı yaşanmaz hale getiren siyonist yahudiler ve küreselcilerdir! Dünyada ki tüm bu olanların, fitne, fesat ve nifakların kaynağı siyonist yahudiler ve şeytani küreselcilerdir.!
Dünya bunlardan kurtulmadan asla rahat edemeyecek, huzur bulamayacaktır..
Unutmayın ki; Allah katında bir tek masum çocuğun hakkı bile Arş-ı Âlâ’yı titretir. O titreyiş başladığında ise ne İsrail’in kasetleri, ne şantaj baronları ne de koltuğuna yapışmış korkak siyasiler kurtulabilecektir.
EY İNSANLIK.!
VE EY VİCDAN SAHİPLERİ.!
Ses verin, feryat edin, bu zulmü duyurun!
Çünkü bir zulme sessiz kalmak ona zımnen ortak olmaktır, unutmayın..
Zulme rıza zulüm, küfre rıza ise küfürdür!
Bu dünya, zalimlerden ziyade korkaklar ve susanlar yüzünden bu haldedir..
Susmayın ve haykırın, bu vahşete ölümüne direnin ve gündemden düşürmeyin..
Selam, Dua ve Direniş İle…
NOT: Bu yazıdaki tespitler, küresel skandallar ve güncel siyasi gelişmeler ışığında sorulmuş vicdani sorular ve cümlelerdir..
Yorumlar
Kalan Karakter: