İnsan, çoğu zaman kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yaparken garip bir kolaylık gösterir. Oysa hayatın en yalın ve en güçlü ölçüsü şudur: Nefesine ağır geleni, başkasına yük etme. Çünkü vicdan, en doğru terazidir; tarttığı şey sadece yapılanlar değil, hissedilenlerdir.
Bir söz, bazen bir kurşundan daha ağırdır. Bir bakış, bir kalbi paramparça edebilir. Günlük hayatın telaşında, öfkenin anlık körlüğünde ya da çıkarın cazibesinde farkında olmadan başkalarının omuzlarına yüklediğimiz ağırlıklar, aslında bizim içimizde taşımaya tahammül edemediğimiz duyguların yansımasıdır. İşte tam da bu yüzden, kendimize dönüp sormamız gerekir: “Bana yapılsa kaldırabilir miyim?”
Bugün dünyada yaşanan birçok sorunun temelinde bu basit ilkenin ihlali yatıyor. İnsanlar birbirlerine karşı daha sabırsız, daha tahammülsüz ve daha kırıcı. Herkes kendi yükünü hafifletmeye çalışırken, farkında olmadan başkasının omuzlarına yeni yükler bindiriyor. Bu kısır döngü ise ne huzur bırakıyor ne de güven.
Oysa çözüm zor değil. Bir an durup düşünmek yeterli: “Bu söz bana söylenseydi ne hissederdim?” ya da “Bu davranış bana yapılsaydı ne yapardım?” İşte bu sorular, insanı hem kendine hem de topluma karşı daha adil kılar.
Unutmamak gerekir ki, insanlık küçük inceliklerde saklıdır. Bir tebessüm, bir anlayış, bir geri adım… Bunlar belki küçük görünür ama büyük yaraların önüne geçer. Çünkü kimse, nefesine ağır gelen bir yükü taşımak istemez.
Öyleyse gelin, hayatın bu basit ama derin ilkesini rehber edinelim:
Kendimize ağır geleni, başkasına reva görmeyelim.
Çünkü gerçek insanlık, başkasının yükünü hafifletmekle başlar Savaş Aytimur köşe yazımız abim
Yorumlar
Kalan Karakter: