Günümüz toplumunun en sessiz ama en yaygın rahatsızlıklarından biri yalnızlıktır. Sessizdir; çünkü çoğu zaman fark edilmez. Yaygındır; çünkü her yaştan, her sosyo-ekonomik düzeyden insanı etkiler. Üstelik bu yalnızlık, fiziksel anlamda tek başına olmaktan çok daha derin bir durumu ifade eder: İnsanların kalabalıklar içinde kendini anlaşılmamış, görülmemiş ve değersiz hissetmesi.
Modern yaşam bireyi sürekli meşgul eder. İş, okul, sosyal medya, sorumluluklar derken insanın durup kendine ve karşısındakine gerçekten temas edecek zamanı giderek azalır. İlişkiler yüzeyselleşir; sohbetler “nasılsın?” sorusundan öteye geçmez. Oysa insan, doğası gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Psikoloji bilimi bize açıkça şunu söyler: Anlamlı sosyal bağlar kuramayan bireylerde depresyon, kaygı bozuklukları ve özgüven sorunları daha sık görülür.
Toplumsal yalnızlığın en tehlikeli yönlerinden biri normalleşmesidir. “Herkes böyle”, “Kimsenin kimseye vakti yok” gibi düşünceler, bireyin yardım arama motivasyonunu azaltır. Zamanla kişi, anlaşılmamayı kader gibi kabullenir. Bu kabulleniş ise duygusal geri çekilmeye, içe kapanmaya ve hatta öfkeye dönüşebilir. Toplumda artan tahammülsüzlüğün ve iletişim kazalarının arka planında çoğu zaman bu görünmez yalnızlık yatar.
Yalnızlık özellikle gençler ve yaşlılar arasında farklı biçimlerde kendini gösterir. Gençler dijital dünyada “bağlantıda” görünürken, gerçek hayatta derin ilişkiler kurmakta zorlanır. Yaşlılar ise emeklilik, eş kaybı ve sosyal rollerin azalmasıyla birlikte toplumdan dışlanmış hissedebilir. Her iki durumda da ortak duygu aynıdır: “Kimse beni gerçekten dinlemiyor.”
Bu noktada çözüm bireysel olduğu kadar toplumsaldır. Bireylerin duygularını ifade edebileceği güvenli alanların artması, aile içi iletişimin güçlendirilmesi ve ruh sağlığı hizmetlerinin erişilebilir hale gelmesi büyük önem taşır. En basit ama en etkili adım ise şudur: Dinlemek. Yargılamadan, düzeltmeye çalışmadan, gerçekten dinlemek. Çünkü insan çoğu zaman çözümden çok anlaşılmaya ihtiyaç duyar.
Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireylerden oluşan bir toplum, giderek birbirine yabancılaşır. Oysa küçük temaslar, samimi sohbetler ve empatiyle kurulan ilişkiler yalnızlığı azaltır, toplumsal bağı güçlendirir. Unutulmamalıdır ki yalnızlık bireyin değil, bağların zayıfladığı toplumların problemidir. Ve her bağ, bir insanın diğerine gerçekten bakmasıyla yeniden kurulabilir.
Yorumlar
Kalan Karakter: