Şöyle bir yazı okudum az önce.
“Kurt yalnızlığı” diyordu.
İnsanın insanlardan kopması değilmiş mesele; yapaylığa bilinçli bir mesafe koymasıymış.
Çünkü bazı yalnızlıklar kırgınlıktan değil, fark edişten doğar.
Herkesin aynı cümleleri kurduğu, aynı tepkileri verdiği, aynı hızla tükettiği bir dünyada;
bir adım geri çekilmek bazen kaçış değil, korunmadır.
Kendini muhafaza etme hâlidir.
“Kurt yalnızlığı” dediğimiz şey, toplumdan el etek çekmek değildir.
Kalabalığın içindeki yapaylığa teslim olmamaktır.
Her çağda başka bir maske takan düzenin karşısında, özünü savunma biçimidir.
Kurt, sürüyü terk etmez; ama sürünün aklını da körü körüne takip etmez.
Türk mitolojisinde kurt, yol gösterendir.
Ergenekon’dan çıkışı hatırlatan, daralan zamanlarda yönü işaret edendir.
Güçle değil, hafızayla ayakta kalmanın sembolüdür.
O yüzden kurt, yalnızdır ama kayıp değildir.
Bugün yaşadığımız çağda yalnızlık ya övülüyor ya da acınacak bir hâl gibi sunuluyor.
Oysa mesele yalnız kalmak değil;
her şeye benzeyen, hiçbir yere ait olmayan bir tipe dönüşmemektir.
Hızla yapaylaşan bir dünyada, kendi mayanı tutabilmektir.
Ve belki de tam bu yüzden, bugün “kurt yalnızlığı” dediğimiz hâli yaşarken
Türklüğümüzü bir an bile unutmamak gerekir.
Çünkü bizim tarihimiz, kalabalıklar içinde eriyenlerin değil;
zor zamanda özünü tutanların tarihidir.
Her çağda başka bir sınavdan geçtik:
göçle, yoksullukla, savaşla, şimdi de kimliksizleştirilmiş bir kalabalıkla.
Bugün Ergenekon’da değiliz belki;
ama zihinsel olarak daraltıldığımız, sığlaştırıldığımız bir çağdayız.
İşte tam burada kurt yalnızlığı, bir savunma refleksi olur.
Gürültüden geri çekilip, özü hatırlama hâli.
Bu yüzden bazı suskunluklar korkaklık değil, bilgeliktir.
Bazı uzaklaşmalar vazgeçiş değil, hatırlayıştır.
Ve bazı yalnızlıklar…
Bir halkın kendini yeniden toparlama biçimidir.
Kurt hâlâ yol gösterir.
Yeter ki bakmayı bilelim.
Ve hangi çağda olursak olalım,
kim olduğumuzu unutmamayı seçelim.
Yorumlar
Kalan Karakter: