Şimdi buradan bu yazıyı okuyan okurlarıma soruyorum: “ Sizde de gönüllü kölelik var mı?” Yüksek sesle itiraz ettiğinizi duyuyorum. Çünkü kölelik deyince Amerikan zencileri aklınıza geliyor. Kendi köleliğimiz aklımıza gelmiyor. Örnek mi? Kölelik çeşitlerinin hangi birini sayayım. İsterseniz beraber sayalım.
Sigarayı bırakmayan sigaranın kölesi, alkolü bırakmayan alkolün kölesi, uyuşturuyu bırakmayan uyuşturucunun kölesi, kumarı bırakmayan kumarın kölesi, hovardalığı bırakmayan hovardalığın kölesi. Kısacası insanların ekserisi nefsinin kölesidir. Nefsinin istediğini yapanlar nefsinin kölesidir. Manevi değerlerini kaybeden insan her türlü köleliğe taliptir.
İnsanı başka canlılardan ayıran, en büyük özelliklerden biri de, kendisinin ne olduğunu, nereden geldiğini, nereye gideceğini merak etmesidir. Kendisinin ne olduğunu, nereden gelip nereye gideceğini merak eden tek canlı insandır. İnsan dışındaki canlılarda böyle bir yeti ve idrak yoktur. Özgürlük, insanın yaratılışında vardır. Ama bu özgür iradesi hayvanlarınki gibi başıboş bırakılmamıştır. Fıtratına aykırı olan şeylere yasak konularak onu zarardan korumaya çalışılmıştır. Dünyada cezaevlerini ve ahrette de cehennemi dolduracak olan bizler genelde bu yasaklara kölelik yapalar olup, yarın Cenneti dolduracak insanlar da bu yasaklara kölelik yapmayanlardır.
Cennette babamız Adem’e yasak ağaca yaklaşma istidadı ile bu yasakları işleme gücü de verilmiştir. Aynı şekilde hayvana da yemesi ve yememesi gereken şeyler de vahyedilmiştir. Ama Hayvan yemesi gereken şeyleri yer. yenilmemesi gereken şeylere meyletmez. İnsansa, yapması ve yapmaması gereken şeylerin tümüne meyillidir. Onu, bu meylinden alıkoyansa iradesidir. Yani her şeyi isteme ve istememe hususundaki karar verme yetisidir.
Hayvan ve melek için “ Her şey” mubahtır. Çünkü onlar ancak kendilerine mubah olan şeyleri yapabilirler. Yapabileceklerinden başkasını yapmaya muktedir olmadıkları için, yaptıkları şeylerin tümü kendilerine mubahtır. Oysa insan potansiyel olarak her şeyi yapabilir. Her şeyi yapmaya muktedir olduğu için de ona “ yapmaması gerekenler” hususunda sınırlar belirlenmiştir. İnsanın, insan olarak kalabilmesi bu sınırlara uymasıyla ortaya çıkar. Aksi takdirde hayvan derecesine düşer. Hatta hayvan derecesinde bile kalamaz Hayvandan daha aşağı duruma düşer. Tanrıya inanmayan insan utanmaz. Utanmayan insan da hayvanlaşır. Örnek mi? Araf /179:”…. Onların anlamayan kalpleri, göremedikleri gözleri, işitemedikleri kulakları vardır. Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.” Peygamberimiz de “ Utanmayan istediğini yapsın” buyurmuştur. Dostoyevski de “ Tanrı yoksa her şey mubahtır” der.
Burada Nietzsche’nin tarihi bir sözünü de hatırlayalım. “ Önünde yayılan sürüyü gözle bir: Ne dünü bilir, ne bugünü, bir o yana sıçrar, bir bu yana, yer uyur ve geviş getirir. Yeniden sıçrar sabahtan akşama, bugünden öbür güne, kısacık hayatında haz ve acılarıyla bağımlı, tepeciklerde yaşar durur. Bu yüzden de ne bir üzüntü, ne de bir bıkkınlık duyar. “ Hayvanlar, sürekli bir unutuş içinde bulunduğundan onun tarihi yoktur. Hayvanlarda geçmiş ve gelecek yoktur. İleriye yönelik bir tasarı yoktur.
Şimdi karar verelim insan olarak yaratılan bizler, insan olarak mı yaşayalım, yoksa ……… Olarak mı? Tercih hür irademizle bizlere bırakılmıştır.www.kadirkeskin.net
Yorumlar
Kalan Karakter: