Ben ne talihsiz bir anneyim. Ömrümün yarısını verdim, bir evlat büyüttüm. Elimde kalan koskocaman bir hiç. Elin kızı elimden aldı götürdü oğlumu. Meğer ben kendime evlat değil, elin kızına koca doğurmuşum. Torunum eğitimi bahane ederek oğlumu uzaklaştırdı benden. Neymiş çocuk okula başlayacakmış. Sanki burada okul yok. Güya o çokbilmiş geline sorarsan buranın okullarında eğitim zayıfmış, büyük şehirde okumalıymış. Güya buraların eğitimi başarılı değilmiş. Girdi oğlumun kafasına istediğini yaptırıyor. Sanki o koskocaman oğlumun boynunda yular var istediği gibi yönetiyor. Tatilden tatile zor görüyorum oğlumu ve torunumu. Daha ilk senesinden belliydi. Geldiği senenin ilk bayramıydı. Oğlumdan rica ettim, gelin bayramdan önce gelsin de evi bir toparlayalım bayram temizliği yapalım diye. Geldi temizlik yaptı ama burnumdan getirdi. Ettiği laflar hiçaklımdan çıkmıyor. Babası onu temizlikçiolsun diye okutmuş, onun bir kariyeri varmış Daha o gün anlamıştım bundan bize gelin olmayacağını. Anlattım oğluma olanları çocuk olmadan şu kadının işini bitir diye . Dinlemedi benim koca kafalı oğlum, bildiğini okudu. Elini çabuk tuttu kurnaz gelin. Dokuz aya yetiştirdi bir çocuk. Ne olacak kendisini garantiye aldı. Doğurunca çocuğu. Bir de beni tehdit ediyor. Çok meraklısı değilmiş oğlumun. “ çok istiyorsan boşansın oğlun, sen de çok sevdiğin torununu seve seve büyütürsün” diyor.
GELİN PENCERESİNDEN
Kayın validemi başlangıçta çok seviyordum. O da beni çok seviyordu. Ne zaman düğün oldu gelin olarak evine gittim ondan sonra da gün be gün bana olan tavırları değişmeye başladı. Kayın validem hala oğlunun yetişkin bir erkek olduğunu idrak edemiyor. Beni ise evinin işlerini yapacak bir hizmetçi gibi algılıyor.
Evliliğimizin ilk bayramıydı. Beni bayram temizliği için çağırmış. İşim de oldukça yorucu . Bir gündelikçi tutalım , annenin evini temizlesin.” dedim, eşim ayıp olur diye kabul etmedi. İlk bayrammış annesi benden bunu beklermiş. Kırmadım gittim, temizledim hanımefendinin evini. İki ay geçti geldi ikinci bayram. Kayınvalidem tekrar çağırdı bayram temizliğine. Bu defa eşim kabul etti gündelikçi tutmayı. Bayramın birinci günü el öpmeye gittik, kayın validem elini öptürmedi. Ben paşa kızıymışım, onun elini öpmek zoruna gidermiş, hiç kendimi sıkıntıya sokmasaymışım. Ben de çok öfkelendim: “ Babam beni hizmetçilik yapsın diye okutmadı. Benim de bir kariyerim var.” dedim. O günden sonra da bir türlü aram düzelmedi. Baktım ki bu ilişkinin düzeleceği yok. Kızım okul yaşına gelince: “ Kızımın eğitimi her şeyden önemli, büyük şehirde okumalı.” Dedim eşime. Eşimi ikna ettim, tayin istedik. Hiç olmazsa tatilden tatile yüzümüzü görüyoruz Buna da eşimin hatırı için zoraki de olsa katlanıyorum. Ne yapayım? Üzüldüğüm taraf kayınvalidem oğlunun, benim eşim ve kızımın da babası olduğunu hala anlamış değil.
Bu ve buna benzer olaylar her genç evlilerin yaşadığı türden olaylarla gençler en güzel günlerini birbirlerine zehir ediyorlar. Karanlığın altı atlısı olarak tabir edilen kin, öfke, kıskançlık, inadcılık, düşmanlık ve saygısızlık gibi duygular evlerdeki huzurun dinamitidir.
Görevde olduğum yıllarda odamda bir bayram arifesi otururken bir bayan öğretmenimizden “ Yetiş müdürüm kocam beni öldürüyor” teli beni şoke etti. Ne yapacağıma kararveremedim. Bu arada ya bir cinayet olursa düşüncesiyle yanıma bir bayan, bir de erkek öğretmeni alarak öğretmenimizin evine doğru giderken de korkuyordum. Zira hoca hanımın beyi bizde öğretmen değildi. Endişe ile eve vardığımızda bir de ne göreyim manzara dehşet verici idi. Erkeğin yüzü tırnak iziyle kan revan, hocahanım kardeşimizin elbisesi yırtılmış farkında değil, vitrin devrilmiş, sehpaların ayakları ters yüz. Kırılan vazo parçaları, kitaplar darma dağınık. Evde kavga değil de sanki üçüncü dünya savaşı olmuş. Hocanıma üzerini değiştirmesini, beyine de yüzünü yıkamasını söyledik. Netice karşımıza oturttuktan sonra : “ Nedir bu haliniz, bu kadar birbirinizi incitici kavganızın sebebi nedir?” dediğimde kavganın sebebi: “ Bayramda senin anana, benim anama gideceğiz” Artık ip kopmuş, herhalde bayram programı bardağı taşırmış, ipin bağlanacak durumu kalmamış, öfke baldan tatlıdır hesabıyla boşandılar.
Gençler şunu unutmasınlar; hayatta insanlar en uzun anne- babalarını, en çok da eşler birbirlerini severler. Ebeveynlere olan sevgi bitmez. Ama “ Seni görmeden, sesini duymadan yapamıyorum” diye, sevda veya aşk duygusuyla birbirini seven gençler için ilk geceden sonra dün sevda, bugün de aşk denen duygular tatile çıkarlar, bir daha da geri dönmezler. Kalıcı olsalardı dünya cennetolurdu, her gün sesini duymadan, görmeden yapamadıkları ve çocuklarının analarını veya babalarını sayısız bıçak darbeleri ve sayısız kurşunlarla öldürmezlerdi. Pekala uzunevliliklerin sırrı nedir? Onlar da mutluluğun altı atlısı sevgi- saygı- sabır- sadakat, hoşgörü ve sorumluluktur. Bu duyguların olduğu yuvayı kimse yıkamaz. Ama karalığın altı atlısı kin, öfke, nefret, hasetlik,inad(narsistlik), düşmanlık ve saygısızlık gibi duyguların bulunduğu yuvayı da kimse ayakta tutamaz. Kısacası insanlar en uzun anne- babalarını, en çok da eşler birbirlerini severler. Karanlığın altı atlısına nefsinimağlup edenler de en çok birbirinden nefret eden eşlerdir. Evliliğin daha da özeti: eşlerin işlerinde başarısı evdeki huzura bağlıdır. Bu huzur da ancak eşler birbirlerinin ebeveynlerine olan saygısıyla oluşur. Eşlerin en yumuşak karnı anne- babaları olduklarını unutmamalıdırlar.
Evlendikten sonra kayın valide oğlunu geline, gelin de kocasını kayın validesi ile paylaşmak istemiyorlar. Gelin ve kayınvalidenin kendi penceresinden baktığı bu problemi çözecek kimdir? Elbette her iki pencereden bakacak kayınvalideye göre oğlu, gelin hanıma göre de koca. Dolayısıyla erkek annesi ile eşinin birbirleriyle empati kurmalarına yardımcı olabilir. Annesi ve eşiyle ayrı ayrı konuşarak her biriyle yaşanan anlaşmazlığa arabuluculuk yapabilir.
Şu kadarını da ifade edeyim. Evin temeli bayan eş, direği de erkektir. Direğin ayakta kalabilmesi için temelin sağlam olması gerekir. Allah bana uzun ömür ile birlikte ,seminerlerim dolayısıyla boşanmış eşlerin ıstıraplarına şahit oluyorum. Seminer sonunda “ Hocam sizinle yalnız görüşmek istiyorum” deyip te göz yaşları içinde”Mesleğime güvenerek ekonomik olarak ayakta durabilirim düşüncesiyle ilk eşimden boşanmam hayatımın en büyük yanlışlığı oldu. Ailecek görüştüğümüz dostlarımın beylerinin tavırları beni ürküttü. Yaptığım ikinci üçüncü evliklikler de hüsranla bitti.” Bir başka genç bayan “ Hocam evlenirken güle oynaya aldığımız eşyaların gecenin karanlığında kimse görmeden çöp konteynırına atmanın ne demek olduğunu anlatamam. Attığım eşya değil, yaşanan hatıralardı. Çok pişmanım hocam.” “ Hocamboşandığım günün gecesi perdemin kıpırdamasından uyuyamadığım gibi, sabahleyin mutfak tezgahında gördüğüm kara böcek yüzünden çay demleyip kahvaltımı yapamadım.” “ Hocam kocasız kadın köksüz ağaç gibi.” Ardı arkası kesilmeyen göz yaşlarıyla anlatılan pişmanlıklar. Atalarımız “ yuvayı yapan dişi kuş” demişler. Elhak doğrudur. Dikkat ederseniz yuvaları yapan erkek kuş değil, dişi kuştur. Bozulan, tahrip olan yuvayı da yine onaran dişi kuştur.
Genç eşlerde gördüğüm en büyük yanlışlık nişanlılık döneminde yaşadıkları romantik aşkın hep devam edeceğini sanmalarıdır. Şunu bilmeliler ki esas evlilik yaşadıkları romantik dünyadan gerçek dünyaya geçmekle başlıyor.“ Aşkın gözü kördür ama evlilik gözü açar” ata sözü yanlış değildir. Köylerde yeni evlenen gençlere “ Haydi artık senin de boynuna tuz torbası geçti .”diye, takılırlar. Bu sözden maksat artık sorumluluk altına girdin demektir.
Nitekim evlilikler aşkla değil, dört “ S” ile devam eder. Bunlar da SEVGİ- SAYGI- SADAKAT , SORUMLULUK ve bir de HOŞGÖRÜ. Gençler akıllı olun. Güle oynaya kurduğunuz yuvanızı karanlığın( mutsuzluğun) altı atlısına kurban edip de sonunda pişmanlık göz yaşları dökmeyin,www.kadirkeskin.net
Yorumlar
Kalan Karakter: