Bu soruyu bana bir önceki yazıma yorum yapan bir beyefendi sordu, daha doğrusu onun tespiti
bu yönde idi, ben de buna cevaben; "Evet bunun doğru olduğu yönler var, ama bence sosyal
demiştim.
Ben kendimi bildim bileli bizim bir kısım medyamız Türk ahlak ve aile yapısını tahrip etme
işini başarılı bir şekilde yapıyordu…
Bundan 15-20 yıl önce çıplak kadın fotosu basılı dergi ve gazeteler poşetsiz gazete bayilerinde
açıktan satılırdı, çoluk çocuk herkese göz banyosu yaptırılırdı, sonradan bunlar poşete girdi,
erotik gazeteler ise son yıllarda gazete reyonlarından kalktı. Tabi o zamanlar kanıksadığımız için
kadın etini sergilemek üzerine kurulu bu çirkin ticareti de garipsemiyorduk?
Gazetelerin veya eklerinin üst köşesindeki (ilgisiz haberler ile servis edilmiş) bikinili veya
seksi kadın fotolarının tek bir amaca hizmet ettiğini düşünmüşümdür, o da Türk halkını
kafasının aydınlanması (!?) ve gençlerin utanma duygusundan kurtulmasını sağlamak.
Tabi o zamanlar bunlara zinhar küçük bir laf ederseniz derhal gerici olurdunuz.
Böylece artık plajda geziyormuş gibi ana caddelerde rahatça dolaşmaya başladık! Halbuki o
fotoğrafları bize kanıksatanların amacı bile; insanları plajda şortla, mayo ile gezdirmekti,
kadınların şehir ortasında plajda gezer gibi yarı çıplak dolaşılması değil!
Sonra filmler- diziler vardı, bu furya Dallas ile başladı (Dallas artık yeni Türk dizileri
yanında çok masum kalıyor.) İlk defa TRT den başka televizyonlar ortaya çıkınca, Star TV
ile başlayan “gece keyfi” filmlerini furyası başladı.
Adı böyleydi; gece keyfi…
Benim hatırladığım kadarı ile bundan 30-40 yıl önce insanlar daha genişti, gece hayatı,
alkol tüketimi daha yaygındı, hatta bunlar öğünerek yapılan şeylerdi, doksanlı yıllardan
sonra muhafazakârlık bir akım halinde ülkeyi sardı. Eskiden de örtülü, muhafazakâr
insanlar vardı, ama örtüye yönelik baskıların da etkisi ile örtü örten kadınların samimi
olduğuna kimsenin şüphesi yoktu ve bunlar usulünce örtünürdü. Ak Partinin
güçlenmesinden sonra, yani son 15 yıllık dönemde ise muhafazakârlık moda oldu, dar
pantolon ve dar elbiseler giyip başörtüsü takan, size “Keşke başörtüsü takmasalardı”
dedirten garip kadın nesli türedi…
Son olarak da (Aile ve Sosyal Politikalar bakanlığının ve KADEM gibi dış güdülü derneklerin de
ısrarı ile) Ak Parti kadın oylarını almak için 6284 gibi öyle kanuni düzenlemeler yapıldı ki Türk aile
düzenine son darbeyi aldı. Türkiye de kadına şiddet vakıaları batıya nispeten çok cılız kalmasına
rağmen, kadına şiddet konusu şişirildi, üçüncü sayfa haberleri cımbız ile çekilip günlerce
manşetten verildi, kadının beyanı esas hale getirildi, artık erkeğin akıbeti kadının iki dudağı
arasından çıkacak sözlere bağlıydı.
Böylece kadınlar evlenirken de boşanırken de kârlı hale geldi, kadınlar bir telefon ile
karakolu arayarak ve (delilsiz ve kanıtsız bir şekilde) “Şiddet gördüklerini iddia ederek”
kocalarını evden uzaklaştırıp, sonrasında buna dayanarak açtıkları boşanma, mal ortaklığı,
nafaka ve tazminat davaları ile erkeklerin (çocuklar dâhil) her şeylerini ellerinden alabilir
hale geldiler. Ve yargı içtihatları ile kadının beyanı esas alındı, hiçbir delil aranmaksızın
erkekler sarkıntılık suçu iddiası ile hapse girebilir hale geldiler.
6284 gibi kanunlar; bazen bir karı koca kavgasının sonunda, kadınlar tarafından bir kızgınlık
anında bilinçsizce kullanıldı, bu (6284 kanunu kullanarak evden uzaklaştırma) aşamasında erkek
karısı ile barışmaya kalksa veya çocuklarını görmeye çalışsa hapse girmeye başladı, boşanan
erkeğin çocuklarını görmesi nerede ise fiilen imkânsız hale geldi. Elbette bunlar talimat ile hareket
eden basın ve yargının eli ile yapıldı.
Bu izlenen politikalar ile; her şeye hakkı olduğunu düşünen ama ne istediğini bilmeyen, bu
sebeple de bir türlü tatmin de edilemeyen bir kadın nesli ortaya çıkarttı. Erkeklerin ise
evlenmekten gözü korktu, boşanma oranları artarken evlilikler azaldı, daha doğrusu
erkekler resmi evlilikten, hatta uzun süreli ilişkilerden kaçar hale geldiler.
Bu gün kadın ve erkeği birbirine düşman etmek için dış talimatlar ile bu tezgâhların kurulduğunu
anlıyoruz. Ülkemizdeki taciz ve kadına şiddet oranları Avrupa ve ABD’den çok daha düşük
olmasına rağmen, sarkıntılık veya saldırı korkusu ile dışarı çıkmaya korkan bir orta yaş kadın ve
bunlarla konuşmaya, aynı asansöre binmeye korkan erkek nesli var. Tabi bunun yanı sıra ulu orta
öpüşen/sevişen (ve kimsenin ses çıkartmaya cesaret edemediği) bir genç nesilde ortaya çıktı.
Bu yazdıklarım kadınlara karşı hiç suç işlenmediği, kadınların hiç taciz edilmediği, fiziksel,
sosyal, duygusal sebepler ile korunmaya ihtiyaçları olmadığı anlamına gelmiyor elbette,
ancak bu oranlar ciddi bir şekilde abartıldı ve Türkiye deki erkekleri ezmek için kullanıldı.
Kadınlar eskiden erkekler tarafından korunuyorken, artık erkeğin yerini Devlet koruması
aldı, kadın hem çalışmaya teşvik edilerek hem de erkeğin korumasına ihtiyaç duymaz hale
getirilerek yalnızlaştırıldı…
Kadının korunması eskiden dini inanç, gelenekler ve mahalle kültürü ile sağlanırdı ve bazılarının
iddia ettiğinin tam aksine Türkiye kadınlar için en güvenli ülkelerden birisiydi. Ama şimdi (Adeta
erkeklerden öç alırcasına) kötüye kullanılan kanunlar ve düzenlemeler ile toplumdaki kadın ve
erkeğin rolleri değişti diyebiliriz. Artık Türkiye külhanbeyi kadınlar ve tırsak erkekler ülkesi haline
geldi, kadınlar trafikte/sokakta erkekler gibi kavga etmeye, hatta erkekleri bu kavgalarda
bastırmaya başladılar.
Farkında olmasalar da bu gelişmelerden en çok Türkiye de yaşayan kadınlar zarar gördü.
Neticede kadın aynı zamanda bir erkeğin annesi, kardeşi ve kızıydı… Böylece başka
kadınlar tarafından mağdur edilen erkeklerin anneleri, kardeşleri, kızları da mağdur oldu.
Kadınların gördüğü diğer zararda yalnız ve çocuklu-çocuksuz bekâr kadın sayısının
artması oldu. Artık çevremiz kedi-köpekle kafayı bozmuş yalnız yaşlı kadınlar ile dolu.
Her etki kendi tepkisini doğurduğu için, bu yaşananların kadınlar açısından ciddi sonuçları da
ortaya çıkmaya başladı. Türk erkekleri ise artık evlenmemeyi yahut yabancı kadınlar ile
evlenmeyi tercih etmeye başladılar. Böylece (evlenmeyi başarsa dahi) kısa sürede boşanıp
çocuklarını yanında bir güvence olarak tutan, onlarında evlenmesine izin vermeyen, çocukları
evlendi ise onları boşanmaya iten veya hiç evlenemeyip köpeği-kedisi ile yalnız yaşayan bir kadın
nesli de ortaya çıktı…
Toplum mühendisliğinin bir sonucu kadınlar bütün yaşadığı sorunların erkeklerden
kaynaklandığına inandı, kadınları iyi erkeklerin kıymeti takdir etmedi veya edemedi, bu da
onları kötü niyetli, kadınları maddi ve fiziki olarak sömürmek isteyen erkeklerin oyuncağı
haline getirdi. Böylece psikopat-kendisini sömüren erkeklere aşık olan, sürekli dayak
yemesine rağmen bu tür ilişkilerden vazgeçemeyen bir kadın nesli de peydah oldu.
İyi ve yumuşak huylu, her konuda kadınları onaylayan erkekler ise; görüntüde kadınların tercih
ettiği erkek tipi olarak lanse edilse de, aslında kadınların çekici bulmadıkları, kısa süre içinde
ilgilerin kaybettikleri erkeklerdi, çünkü kadın ve erkek arasındaki çekim gücü zıtlıktan kaynaklanan
bir cazibedir ve kadınlar yaradılışları gereği kadınsı-yumuşak erkeklerden hoşlanmazlar.
Benim avukatlık tecrübeme göre, kadının korunmasına yönelik kanun ve düzenlemelere
daha çok doğudan gelmiş veya doğuda yaşayan aşiret-töre baskısı altındaki kadınlar
muhtaçtı, ama bunların aşireti ve hatta kendi akrabalarını karşısına alarak kocasını polise-
mahkemeye şikâyet edip evden uzaklaştırabildiklerini söyleyemeyiz.
Bir suç örgütünün tuzağına düşmüş kadınlar, eğlence sektöründe “sanatçı” adı altında
konsomatris olarak çalıştırılan kadınlar, eskortlar, alkol ve uyuşturucu bağımlılarının, akıl
hastalarının eşleri… asıl korumaya muhtaç kadınlar bunlar olmasına rağmen 6284 ve mevcut
düzenlemeler onları koruyamadı, çünkü bu kanun ve düzenlemeler asıl korunmaya muhtaç
kadınları korumak için hazırlanmamıştı. 6284 sayılı kanun; kaybedecek bir şeyi olmayan bir
bağımlının/psikopatın/mafya tetikçisinin kadını silahı ile köşe başında beklemesine engel olmadı.
Bir psikopatı, akıl hastasını, bağımlıyı, aşiret tetikçisini yahut mafya üyesini 6284 Say.
Kanuna göre verilmiş bir uzaklaştırama kararı durdurabilir mi? Zaman ile bu kanun ve
düzenlemelerin sadece efendi, işinde gücündeki insanlara söktüğü görüldü, yani buradaki
amaç normal, işinde-gücünde, kanundan korkan erkekleri aileden uzaklaştırmaktı, bu
amaca da ulaşıldı!
6284 daha çok büyük şehirlerde yaşayan, kocasını sevmediği veya parasını istediği için yahut
çevresinin gazına geldiği için boşanmak isteyen kadınlar tarafından (kötü niyetli bir şekilde)
kullanılır hale geldi, kısaca suistimal edildi…. Kadın avukatların bile bu kanun ve
düzenlemelerden artık yaka silktiğini, illallah dediğine şahit oldum.
Sonuç olarak artık günümüz kadınlarının vicdanlarından başka hiç bir şeyden
korkmadıkları bir döneme girdik. Kadınlar cinnet geçirip kadınları doğrayan psikopat
adamlardan başka hiçbir erkekten çekinmez hale geldi, sistem de bu tür erkekleri adeta
üretti, acımasızca suistimal edilen kadınlara ayrıcalık tanıyan haklar cinnet geçirip
kadınları katleden erkeklerin sayısını arttırdı…
Sosyal medya; aldatmaları, kadın erkek arasındaki tanışmaları kolaylaştırdı mı?
Evet, ama sosyal medya sadece bir araç…
Sosyal medyanın elbette ahlakın bozulmasında etkileri oldu, ama bazı faydaları da oldu; Örneğin
sosyal medyanın sansürü etkisiz kılmakta ve halkın haber alma ve bilgi paylaşım özgürlüğünün
gelişmesinde çok büyük katkıları oldu. Artık hepimiz kendi çapında bir köşe yazarıyız ve kendi
çapımızda ünlüyüz.
Ayrıca sosyal medya üzerinden tanışıp evlenen kadın ve erkekler de az değil, bu da güzel
bir şey, yani sosyal medya yalnızca yuva yıkmıyor, bazen de yuva yapıyor.
Eskiden insanlar genç yaşta evlendirilmeye çalışılırdı, eşi vefat edenlerin 40’ı çıktıktan sonra dost
- arkadaş- akrabaları aracı olur, onu evlendirmek için gayret ederlerdi. Yani boşanan veya eşi
ölen insan eskiden toplum tarafından yalnızlığa terk edilmezdi, ama artık bu toplumsal vazife
unutuldu, çok sayıda insan, özellikle yaşlı insanlar yalnız yaşıyor. Bence bu konuda toplumun
büyük günahı var!
İkinci baharını yaşamak isteyen insanların önüne en kalın takozu ise genellikle çocukları
koyuyor, bunda yaşlı insanları dolandırmak isteyen suçluların sayısındaki artışın da büyük
etkisi var, ancak asıl sorun mirasın bölünmesinin istenmemesi ve cici baba istemeyen,
anne babalarının da duygusal ihtiyaçları olduğunu düşünmeyen belcileşmiş çocuklar.
Bizden önceki nesilden bir önceki kadın nesli belki de Türkiye deki en kötü kadın nesliydi, onlar
ne Cumhuriyet dönemi başındaki kadınlar gibi iyi eğitimliydi, ne Osmanlı kültür ve terbiyesinin
izlerini taşıyordu ne de günümüz kadınları gibi batı tarzı hayat felsefesini benimsemiş, iş hayatı
deneyimi olmayan kadınlardı. Ya evden ve anne-baba baskısından kurtulmak için veya evlilik ile
mali güç ve statü kazanmak için evlenmişlerdi. Yani çoğu akrabaların-çevrenin “artık evlen”
baskısına karşı koyamadığı için evlenmişti.
Ve bu nesil çocuklarının da başına bela oldu. Gözlemime göre çoğu ne istediklerini
bilmedikleri ve gerçek bir amaç sahibi olmadıkları için mutlu değildi, bir çoğu (aileleri
boşanmasına destek olmadığı için) mali sebepler ile eşlerinden boşanamamıştı. Kendi
heves ve yaşanmamışlıklarını çocuklarına yansıtıyor, gelinlerini hiçbir şekilde oğullarına
layık görmüyor, kızlarını zengin erkekler ile evlenmeye zorluyor, eğer damatları yeterince
zengin değilse onları küçümsüyor, kızlarını daha çok şey istemesi için kışkırtıyorlardı.
Çocuklarını ise sadece para ve mevki kazanması için okumaya zorluyorlardı, çocukları sayesinde
onlarında mali güçleri ve statüleri artmış olacaktı.
Bu neslin kadınları biraz destek ile aşılabilinecek evlilik içi bir sorunda çocuklarını
boşanmanın eşiğine getiriyorlardı. Avukatlık yaparken boşanmaların ardındaki birinci
sebebin kız tarafının ailesi ve en çokta bu tür anneler olduğunu gördüm. İşte bu neslin
yetiştirdiği çocuklar daha sonra kendi başlarına da bela oldu, bu sorunlu ebeveynler
çocuklarından da aynı bencil muameleyi gördüler, çocukları da eşlerinin
ölümünden/boşanmalarından sonra onların ikinci evlilik yapmasına mani oldu.
Şimdilerde; bekar komşusunu - akrabasını evlendirmeye çalışmak şöyle dursun; "...Ahlak çok
bozuldu abi yaa.." diye ahkam kesen, ama evli iken gizli kapaklı her haltı yiyip (herkesi de kendisi
gibi bildiği için) bekar kiracılara, öğrencilere (Aman karımıza-kızımıza sarkarlar veya kocamızı
ayartırlar) vs. endişeleri ile efelik yapıp, göz dağı vermeye çalışan, komşusunun ayıbını, özel
hayatının, evine girip çıkanı gözetleyip, dedikodusunu yapan, ama muhtaç komşusu ile
ilgilenmeyen bir insan güruhu zuhura etti... tabi bunlar kenar mahallerin sorunları, orta ve üstü
kesimler, plazalarda-sitelerde yaşayanlar karşı komşusunu dahi tanımıyor.
Tamam bir zamanlar sosyal medya yoktu ama başka şeyler vardı, örneğin düğünler vardı,
bu düğünlerde-partilerde tanımadığınız kadınları-kızları dansa kaldırmak bir zamanlar
normal sayılıyordu, mektup arkadaşlığı vardı, tanışma partileri yaygındı, gazete-dergi
ilanları ile tanışma dahi vardı, çevirmeli telefonlar veya telsizle rast gele birilerini arayıp
sohbet etmeye çalışmak gibi şeyler vardı… Yani sosyal medyadan önce de aldatmak
isteyenler için bu işlerin bir yolu vardı.
Kısaca sosyal medya bıçak gibi bir araç, onunla cinayet de işleyebilirsiniz, yemekte yapabilirsiniz,
yani sosyal medya iyiye kullanırsan çok iyi bir şey, kötüye kullanırsan kötü bir şey, ama asıl
önemli olan soru şu; “Sosyal medya iptal olsa Türkiye nin ahlaki ve aile sorunları gerçekten sona
erecek mi?” Sanmıyorum.
Sevgi bir ihtiyaç, cinsellik bir ihtiyaç, aile kurmak bir ihtiyaç, bu çok doğal ihtiyaçları
giderecek en güzel kurum da evlilik, ama biz evliliği her açıdan zorlaştırdığımız gibi, onu
yıkacak ne varsa yapıyoruz. Bizde her şey gizli-kapaklı, saklı-gizli, göz görmeyince gönül
katlanıyor misali yürüyor, hareket noktası bozuk olunca varılacak hedefte bozuk oluyor,
sosyal medyayı bahane etmeyelim.
Ha bu arada Türk toplumunda ki kadın erkek arasındaki çifte standart'ı da unutmayalım; kadın
yaparsa sürtük, erkek yaparsa “aslan oğlum, çapkın erkek” çarpıklığı da var. Bu bakış açısı
Türkiye deki kadınları iyi yalancılar haline getirdi. Pekiyi bu aslan oğullar çapkınlığı kiminle
yapıyor, tabi ki başka anne ve babaların aslan kızlarıyla, konu-komşunun kızı ile yapıyorlar. Çok
yaman çelişkiler içinde olduğumuz bir gerçek.
Türkiye de Ahlakın ve Aile Kurumun iyiye gitmesini istiyorsak bence şunları yapmalıyız:
1-) Evlenecek çiftlere eğitim verelim, peki ne eğitimi verelim?
a-) Öncelikle doğru dini eğitim verelim, ör: peygamberimiz A.S. hayatı boyunca hiç bir
kadına, çocuğa vurmamış, eşleri ile güzel geçinmiş, onun güzel yaşamını kendimize örnek alalım.
b-) Gençlere ve evlenecek çiftelere ev ekonomisi, eşlere karşı güzel davranış ve
nezaket bilgisi, çocuk yetiştirme bilgisi, cinsel eğitim dersleri verelim, hatta bunu zorunlu
tutalım.
2-) Gençlerin evlenmesini kolaylaştıralım, israfı ve (düğünden başlayarak) evlilik için ağır
mali şartlar isteme kültürünü terk edelim, sade yaşamayı, tutumlu olmayı artık moda haline
getirelim, böylece geçimsizliğe dayalı boşanmaları büyük oranda azaltmış oluruz, evlilikteki mali
beklentiler ne küçük olursa, hayal kırıklığı da o derece az olur.
3-) Fakir insanları, yaşlıları el birliği ile baş göz edelim, evlendirelim, çocuklarımızı evlilik
konusunda başıboş bırakmak veya onlara (kendi keyfimize göre) eş aramak yerine, doğru insanla
evlenmesi için, geleneksel ve bilimsel yöntemlerden yararlanalım, devlet ve STK lar bu konuda
seferber olsun.
4-) Evlilik yaşını erkene alalım, mesela (eğer evlenmek istiyorlar ise) üniversite aşamasında
gençleri evlendirelim, eğer ailelerin mali imkânı yok ise; şimdilik evin bir odasını onlara tahsis
edelim, bu evlilik için yeterli, binlerce yıldır böyle yapılmış, neden şimdi yapılmasın? Evlenmek
için mutlaka ayrı ev açma şartlanmasını bırakalım.
Bence cinsel isteklerin en güçlü olduğu çağlarda gençlere; "..para kazanıp kariyer
yapıncaya kadar kendini tut.." demek kadar büyük saçmalık olamaz. Çoğu gencin doğal
cinsel isteklerin frenlemeye çalıştığı için veya genç yaşta kontrolsüz çok sayıda flörtler yaşadığı
için psikolojisinin bozulduğunu görmüşümdür, halbuki Allah ın yarattığı insan tabiatı ile mücadele
edilemez, ona uyum sağlanır, çünkü cinsel enerji ve duygusal ihtiyaçlar yok edilemez,
bekletilemez, ama iyi bir yola yönlendirilebilir.
Gençlerin evlenmelerini ve evliliği yürütmelerini kolaylaştıralım, yoksa Türk Aile Yapısının ve
ahlakın çöküşüne kapı açarız.
Bence ülkedeki her sorunumuzun çözümü aile kurumunun düzeltilmesinden geçiyor.
Av. Cüneyt Bülent Şeker
Yorumlar
Kalan Karakter: