Tabi her meslekten ve her görüşten bu kadar bilgimiz olduğuna göre, siyasetten ve yönetimlerden bilgimizin olmamasına imkan yok. Siyaset ülkemizin başlı başına uzmanlaştığı ve hatta doktora yaptığı mesleklerin başında gelmektedir. Kahvehanede, iş yerinde, pazarda, yolda, tatilde, üç beş kişinin bir araya geldiği her yerde mutlaka ama mutlaka yeni seçimler yapılır, hükümetler kurulur, hükümetler yıkılır. Yani siyaset mutlaka yapılır.
HERKES SİYASETE GİRMELİ
İslamiyetin ilk doğduğu yıllara baktığımız zaman, en büyük siyaset insanının Hz. Muhammed (SAV) olduğunu görüyoruz. "Peygamber siyasete bulaşır mı"? sorusu geliyor hemen akıllara ama durum böyle değil. Hak, hukuk, adalet yaşamın içinde olan herkes siyasete bir şekilde girmiş demektir. Yıllarca bize siyaseti bir yalan makinası kurumu gibi, insanları aldatan, kandıran, bir mekanizma gibi gösterdiler. Oysa peygamber efendimiz de gelmeden önce arap yarımadasında seküler bir anlayış vardı. Cahiliyet en üst seviyeye çıkmış, kız çocukları diri diri gömülmüş, köleler insandan bile sayılmamıştı. Ta ki Hz. Muhammed peygamberliğini ilan edinceye kadar. Ve o gelince şehrin siyasi ve ekonomik yapısını hızla değiştirmiş ve kendisinin de ne kadar dahi bir siyasetçi olduğunu göstermiştir.
Hz. Muhammed, devlete bağlı insanların ülke kaynaklarından üst düzeyde yararlanması için ticaret, ulaşım, zanaatkarlık, tarım, hayvancılık sektörlerinde yenilikler getirerek üretimi arttırmıştır. Üretimde sağlanan gelirlerin adaletli paylaşılması için ilkeler koymuş, her türlü hile ve yalancılığı ortadan kaldıracak tedbirleri almıştır. Herkesin çalışmasına ve alın terine önem veren Hz. Muhammed tembelliğe, tefeciliğe, haksız kazanca müsaade etmemiştir.
PRAGMATİK SİYASİLERİ GÖZÜMÜZDE FAZLA BÜYÜTÜYORUZ
Düne kadar beraber yediğimiz içtiğimiz insanlar, bir anda siyasete atılıyor ve yüksek mevkilere geliyor. Her ortamda çay çorba içtiğimiz kişiler, bir anda bırakın kendilerine sekreterlerine bile ulaşılmaz hale geliyorlar. Bir hava bir eda bir kapris öyle bir ego sarıyor ki etraflarını sanki küçük dağları o yaratmış. Bir kere bu siyasilerin bizim oylarımızla bizim içimizden çıkan birileri olduğunu unutmayalım. Onlar da insan, onlar da senin benim gibiler, yiyiyorlar içiyorlar yani senden benden farkları yok. Ama kendilerine öyle bir zırh geçiriyorlar ki, işte o zırh siyasi dokunulmazlık ve siyasi ayrıcalık zırhı. Bu sayede egonun zirvesinde dokunulmaz ama bir o kadar da yalnız hayat yaşıyorlar. En önemlisi halkın içine çıkmaya korkuyorlar. Yuhalanmaktan, tepki görmekten, kendilerine kızılmasından korkuyorlar. Halkın söylemlerine kulak tıkıyorlar, küçük görüyorlar, hepsinde bir siz ne bilirsiniz havası hakim. Ama sonu ne oluyor biliyormusunuz? Hüsran!! O şaşalı dönem bir gün bitiyor. Etrafınızdaki o şakşakçılar ve yalakalar kayboluyor, yolda tek başınıza yürürken ne kadar yalnız ve terkedilmiş birisi olduğunuzu anlıyorsunuz. Lakin iş işten geçmiş oluyor.
İnsanoğlu, dostunu da düşmanını da kendi oluşturan bir varlık. Siyasi tercih de öyle. Bugün bizim yoğun çaba harcayarak ulaşamadığımız siyasi kişiler de, senin benim oylarımızla seçtiğimiz kişiler olduğunu hiçbir zaman unutma. Biz ne kadar bilinçli olursak, seçtiğimiz kişilerde o kadar bize saygı duymak zorunda kalacaktır. Ve siyasi tercihlerimizi bizler belirlemedikçe, bizleri devamlı yukardan belirlenen kişilerin bizi temsil ettiğini unutmamalıyız. Güçlü ve uyanık olmak zorundayız ki bizi yönetenleri ve temsil edenleri kendi irademiz ile seçmiş olalım.
Saygılar
Yorumlar
Kalan Karakter: