Asgari ücret açıklandı, ama değişen bir şey olmadı. Yine rakamlar konuşuldu, yine hayatın gerçekleri görmezden gelindi. Bugün İstanbul’da bir evde dört kişi çalışmadan geçinmek mümkün değilse, bu tablo sadece İstanbul’a ait değildir. İstanbul, aslında Türkiye’nin büyütülmüş bir aynasıdır. Orada yaşanan sıkıntı, ülkenin dört bir yanında farklı ölçülerde ama aynı acıyla hissedilmektedir.
Kimi diyor ki, “İstanbul pahalı, Anadolu daha ucuz.” Bu artık büyük bir yanılgıdır. Kiralar belki biraz daha düşük olabilir ama maaşlar da aynı oranda düşüktür. Market fiyatları, elektrik, doğalgaz, akaryakıt; Türkiye’nin her yerinde aynıdır. Asgari ücretle çalışan bir vatandaş için İstanbul’da geçinmek ne kadar zorsa, Malatya’da, Gaziantep’te, Adıyaman’da, Muş’ta, Erzurum’da, Şanlıurfa’da, Mardin’de, Manisa’da da durum çok farklı değildir.
Bugün asgari ücret, bir ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Ev kirası, mutfak masrafı ve faturalar maaşı yutmakta; geriye insanın nefes alacağı bir alan kalmamaktadır. İnsanlar borçla yaşıyor, kredi kartıyla ayı kapatıyor, gelecek planı yapamıyor. Yoksulluk artık geçici değil, kalıcı bir hale gelmiştir.
Bugün ise zam var deniyor ama vatandaşın cebinde karşılığı yok. Maaş artıyor, fakat ertesi gün market etiketleri de artıyor. Asgari ücretlinin kazancı, enflasyon karşısında daha eline geçmeden eriyor. Oysa ücret politikası, insanları ayakta tutmalı; onları borca, umutsuzluğa ve çaresizliğe itmemelidir.
İstanbul’da yaşanan geçim sıkıntısı, ülkenin tamamının özetidir. Eğer İstanbul’da dört kişi çalışmadan bir ev dönmüyorsa, Anadolu’da da insanlar aynı şekilde ayakta kalmaya çalışıyordur. Bu mesele bölgesel değil, ulusal bir meseledir. Asgari ücret sorunu sadece bir maaş meselesi değil; emek meselesidir.
Bugün yapılması gereken, rakamlarla algı oluşturmak değil; Necmettin Erbakan’ın yıllar önce yaptığı gibi, insanın cebine ve sofrasına gerçekten dokunan çözümler üretmektir. Aksi halde asgari ücret artar, ama geçim derdi büyümeye devam eder.
İstanbul’da son dönemde sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Kirayı ödeyemedik, memlekete dönüyoruz.” Bu artık münferit bir hikâye değil, toplumsal bir gerçeğin özeti.
Asgari ücretle ya da ortalama bir maaşla İstanbul’da yaşamak neredeyse imkansız hale geldi. Kiralar bir yıl içinde ikiye, üçe katlandı. Maaşlar ise yerinde saydı. İnsanlar artık kazandığını ev sahibine verip, ayın geri kalanını borçla, kartla, eksik sofralarla geçirmeye çalışıyor. İstanbul’da bir evde iki değil, üç değil, dört kişi çalışmadan geçinmek mümkün değil. Buna rağmen yetmiyor.
Bu yüzden Anadolu’ya dönüş başladı. Kimi ailesinin yanına, kimi köyüne, kimi daha küçük şehirlere…İstanbul hayali, yerini “hiç olmazsa karnımız doysun” gerçeğine bıraktı. Büyükşehir, emekçinin sırtında bir yük haline geldi. Eskiden umut kapısı olan İstanbul, bugün geçim korkusunun adresi oldu.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun insanların çalışmaması değil, çalıştığı halde yaşayamayacak noktaya gelmesi. Kiralar kontrolsüz, gelirler yetersiz. Anadolu’ya dönüş bir tercih değil, bir zorunluluk. Ve bu sessiz göç, aslında hepimize çok şey anlatıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: