2026 yılının ilk gününe girerken takvim yaprakları değişti ama emeklinin sofrasındaki eksik değişmedi. Yeni yılın sabahında çay yine demli ama umutlar bayat. Emekliler, daha yılın ilk gününde kara kara düşünüyor: Kira nasıl ödenecek, mutfak alışverişi nasıl yapılacak, ilaçlar ay sonuna kadar yetecek mi? Maaş bordrosu elde, hesap makinesi masada… Sonuç aynı: Geçinmek mümkün değil.
Bugün emekli olmak, yılların emeğinin karşılığını almak değil; her ayı bir denge oyununa çevirmek demek. Bir kalem siliniyor, bir kalem erteleniyor. Kış gelince kombi kısılıyor, yaz gelince klima açılmıyor. Pazarda file hafifliyor, kasada utanç ağırlaşıyor. Emekli, indirim saatlerini kollayan, etiketleri ezbere bilen bir hayat muhasebecisine dönüşmüş durumda.
Sağlık cephesi ayrı bir yara. Emekli için hastane yolu, çoğu zaman eczane kuyruğunda bitiyor. Katkı payları, ilave ücretler, “eşdeğer” ilaçlar… Sağlık, kâğıt üzerinde bir hak; pratikte ise bütçeye göre şekillenen bir tercih haline gelmiş durumda. “Bu ay tahlil mi yaptırsam, yoksa ilacı mı alsam?” sorusu, sosyal devletin aynasında acı bir yansıma.
Oysa hafızalar çok uzak değil. 90’lı yıllarda tek maaşla bir evin geçindiği anlatılırdı. Elbette her dönem kendi zorluğunu yaşadı; ancak o yıllarda emekli, yarını bugünden bu kadar korkuyla beklemezdi. Market alışverişi, ay sonunu hesaplayarak değil; ihtiyaca bakarak yapılırdı. Bugünse emekli, en temel gıdayı bile “acaba bu ay olmazsa gelecek aya mı kalsın?” diye tartıyor. Bu karşılaştırma, nostalji değil; toplumsal bir alarmdır.
Emekli, sadece maaşını değil, itibarını da kaybediyor. Yıllarca çalışmış, vergi vermiş, üretmiş bir kuşağın, torununa harçlık verememenin mahcubiyetini yaşaması kabul edilebilir mi? Emeklinin torununa anlatacağı hikâyeler, artık hayat derslerinden çok tasarruf öğütlerine dönüştü. Oysa emeklilik, dinlenmenin, saygının ve güvenin zamanı olmalıydı.
Yeni yıl mesajlarında “umut” çok geçer. Ama umut, cümlelerle değil, rakamlarla büyür. Enflasyon karşısında erimeyen maaşla, gerçekçi refah payıyla, kira ve gıda karşısında korunmuş bir gelirle… Emeklinin talebi lüks değil; insan onuruna yakışır bir yaşam. Isınabildiği, sağlığına ulaşabildiği, mutfağını doldurabildiği bir hayat.
2026’nın ilk gününde emekliler kara kara düşünüyorsa, bu sadece onların sorunu değildir. Bu, bir ülkenin vicdan terazisidir. Emekliye yapılan, aslında yarına yapılan bir yatırımdır; çünkü bugün çalışanlar, yarının emeklileridir. Eğer bugün emekli geçinemiyorsa, yarın kimse emekliliğe güvenmez.
Yeni yıl, takvimde ilerlediği kadar hayatlarda da ilerlemeli. Emeklinin yüzü gülmeden toplumun yüzü gülemez. 2026, emekliler için “hesabın tuttuğu” bir yıl olsun istiyorsak, söz değil çözüm konuşmanın tam zamanıdır.Devletimizden emeklilerin durumunda iyileştirme konusunda ek bir iyileşme yaparak emeklinin refah düzeyinin artırılması için bir çalışma yapması gerektiği bütün emeklilerin talebidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: