Doğanın kadim bir terazisi vardı; sessizce işleyen, kendi içinde tutarlı ve sarsılmaz. İnsan, o terazinin kefeleriyle oynamaya başladığında bunun bedelini sadece doğa kirliliğiyle ödeyeceğini sandı. Oysa bugün geldiğimiz nokta, çok daha derin bir toplumsal kırılmanın eşiğidir: Artık sadece doğa değil, şehirlerin asıl can damarı olan sokaklar da güvenli ritmini kaybetti. Bugün sokağa çıkmak, birçokları için huzurlu bir yürüyüş değil, her köşebaşında pusuya yatmış bir "belirsizlik" ile yüzleşmektir.
Sabahın alacasında rızkının peşine düşen bir emekçinin adımlarındaki o gizli tedirginlik, okul yolundaki bir çocuğun her köşebaşında yavaşlayan ürkekliği ya da akşamüstü bir mahalle parkında nefes almak isteyen bir yaşlının bozulmuş huzuru… Bunlar basit huzursuzluklar değil; bir kentin sakinlerine vaat ettiği en temel mukavele olan “güven duygusunun” iflasıdır. Sokak, toplumsal düzenin en berrak aynasıdır; ancak bugün o aynada gördüğümüz tek şey, kontrolsüzce büyüyen bir güvenlik zafiyetidir.
Önümüz yaz. Sıcaklar bastırdığında, su ve gıda kaynakları daraldığında şehir içi ekosistem daha da hırçınlaşacaktır. Sokaktaki gerilimin tırmanması, çözümün ertelenemez bir zorunluluk olduğunu yüzümüze bir tokat gibi çarpacaktır. Bu yüzden; sloganların gürültüsüne değil, bilimsel verilerin ışığına ve tavizsiz bir "devlet aklına" ihtiyacımız var.
Şimdi sormak gerek: Kentin sahibi kimdir? Cevap, duygusal kavgaların ötesinde saklıdır: Şehir, içinde nefes alan her canlının birbirinin hakkına ve güvenliğine tecavüz etmeden var olabildiği bir alandır. Ne korkunun hüküm sürdüğü bir sokak düzenine razı gelebiliriz ne de başıboşluğun getirdiği bu amansız kaosa.
Çözüm; modern barınakların inşasından ödünsüz kısırlaştırma programlarına, yerel yönetimlerin gerçek sorumluluk üstlenmesinden yasal düzenlemelerin ciddiyetle uygulanmasına kadar her adımın kararlılıkla atılmasıdır. Aksi halde kutuplaşma derinleşir, tartışmalar çirkinleşir ve bugün çözmediğimiz her saldırı, yarın daha kronik bir yara olarak toplumun vicdanına saplanır.
Sonuç olarak; sokakların gerçek sahibi ne korku olmalıdır ne de kontrolsüzlük. Gerçek sahiplik; düzenin, güvenin ve o yitirdiğimiz huzurlu "ortak yaşamın" kendisidir. Bu dengeyi yeniden kurana, sokakları yeniden güvenli kılana dek; ne vicdanlar rahat edecek ne de şehirler...
Yorumlar
Kalan Karakter: