Mehmet Leblebici
[email protected]
2026’ya Zamlarla Uyandık
Asgari ücret daha cebe girmeden eriyor. Açıklanan rakamlar kâğıt üzerinde artış gibi görünse de çarşıya pazara çıkıldığında gerçeğin bambaşka olduğu görülüyor. Bir aile için kira zaten başlı başına bir kriz. Büyük şehirlerde asgari ücret, tek başına kiraya yetmez hale geldi; Anadolu’da bile durum farklı değil. Faturalar, mutfak masrafı, çocukların okul giderleri derken maaş ayın ortasını bile göremiyor.
Emeklinin hali ise daha da içler acısı. Bir ömür çalışmış, prim ödemiş, ülkesine hizmet etmiş milyonlarca insan bugün torununa harçlık verememenin, markette etiketlere bakıp geri dönmenin mahcubiyetini yaşıyor. En düşük emekli maaşıyla ne kira ödenebiliyor ne de sağlıklı beslenilebiliyor. İlaç, muayene, yol masrafı derken emekli için hayat her geçen gün biraz daha daralıyor.
Sorun sadece rakam meselesi değil; bu bir geçim krizi. Enflasyonun günlük hayatta hissedilen gerçek yüzü, açıklanan oranların çok ötesinde. İnsanlar artık etiket değiştiren market çalışanlarına kızmıyor; çünkü biliyorlar ki sorun kasiyerde değil. Zamlar yağmur gibi yağarken gelirlerin yerinde sayması size göre normal mi?
“Sabredin” deniliyor. Ama sabır da bir yere kadar. Sabır, tencere kaynamadığında; sabır, çocuk süt istediğinde; sabır, kombi yakılamadığında sınanıyor. Bu ülkede milyonlarca insan lüks değil, insanca yaşamayı talep ediyor. Karnını doyurmak, evini ısıtmak, onuruyla yaşamak istiyor.
2026’nın ilk günü bize şunu açıkça gösterdi: Eğer ücretler gerçek enflasyona göre düzenlenmez, emekli aylıkları insan onuruna yakışır seviyeye çıkarılmaz, temel tüketim kalemlerindeki fahiş artışlar durdurulmazsa bu tablo ağırlaşarak devam edecek.
Yeni yıl yeni umutlar demekti. Ama umut, boş tencerede barınmıyor. 2026’nın gerçekten “yeni” olabilmesi için zamların değil, çözümlerin konuşulduğu; geçim derdinin değil, refahın paylaşıldığı bir yıl olması gerekiyor. Aksi halde bu yıl da takvim yaprakları değişecek ama milyonların hayatında değişen hiçbir şey olmayacak.
90’lı yıllarda bir evde genellikle tek bir kişinin çalışması yeterliydi. Baba sabah işe gider, anne evde çocuklarla ilgilenirdi. O tek maaşla kira ödenir, mutfak alışverişi yapılır, faturalar yatırılır, çocuklar okula gönderilir, hatta bayramdan bayrama da olsa evin kapısından et girerdi. Yaz geldi mi birkaç günlüğüne memlekete gidilir, çocuklara bir çift ayakkabı alınırdı. Kimse zengin değildi ama kimse de bu kadar çaresiz hissetmezdi.
Bugün ise tablo tam tersine döndü. Aynı evde iki kişi çalışsa bile geçinmek zor. Anne-baba birlikte çalışıyor, bazen yetmiyor; gençler okurken çalışmak zorunda kalıyor. Buna rağmen kira maaşın yarısını götürüyor, market poşeti yarı yarıya doluyor, faturalar kabus oluyor. 90’larda maaş eve girince önce ihtiyaçlar karşılanırdı; bugün maaş eve girmeden borçlara yazılıyor.
O yıllarda asgari ücretle evlenilir, yuva kurulurdu. Bugün asgari ücretli gençler evlilik hayalini bile ertelemek zorunda kalıyor. 90’larda emekli olan biri köyüne döner, küçük bir bahçe eker, kimseye muhtaç olmadan yaşardı. Bugün emekli, ay sonunu getirebilmek için yeniden iş arıyor.
Asıl acı olan şu: 90’lar teknolojik olarak daha gerideydi ama insanlar geleceğe daha umutla bakıyordu. Bugün her şey daha modern, daha hızlı ama geçim derdi daha ağır. Çünkü sorun sadece ekonomi değil; alın terinin karşılığının her geçen gün biraz daha değersizleşmesi.
[email protected]
Yorumlar
Kalan Karakter: