Her yaştaki insan kendini yenileme geliştirme arzusu taşımalı, temel eğitim bu anlayışı en etkili bir şekilde her bireye kazandırmış olmalıdır, bir toplumda hep beraber huzurlu ve mutlu yaşamanın yolu herkesin insan ilişkileri eğitimi almış olmasından ve aldığı doğru eğitime uygun, doğru davranışlar sergilemesinden geçer. Bütün filozoflar ahlaktan erdemden söz etmişlerdir yani davranışa atıfta bulunmadan felsefe yapan bir filozof düşünemeyiz. Bireyin içinde yaşadığı toplum karmaşıklaştıkça davranışlar daha da önem kazanmıştır belki bir psikoloji birimi diğer nedenler yanında, geçmiş yüzyıllar da toplumların sade ve yalın yaşantılarından ötürü ihtiyaç olarak ortaya çıkmışlardır.
“İnsan davranışlarının amacı iyi için olmalıdır. Bunun için insan önce kendine sonra da evreni anlamalıdır. Evrenin amacını anlayan insan mutluluğu bulmuş demektir. İnsan da evrenin bir parçası olduğundan insanı anlamak evreni anlamaktır. Farabi’ye göre ikiye ayrılır iyi, ölçülü, güzel olanlar, kötü, yergiye, layık olanlar. İyi davranış fara biye göre ölçülü davranıştır.
Empati, akılcılık, eleştirel düşünce ve bilimsel ilerleme gibi modern toplumların özellikleri tüm dünya kültürlerini, küresel bir nitelikte sosyal, siyasi ve teknolojik gidişe zorlamaktadır. Bu zorlama insan davranışlarına ve insan ilişkilerine bir şekilde yansımaktadır. Yaşantılar yeni biçimler kazanmakta insan dününe yabancılaşabilmektedir. İnsanların ebeveyn ve çocuk arasındaki anlaşmazlıklar çocuğun karşı sokağa gitmesiyle durulur.
Günümüz dünyasının bir parçası olan ülkemizde ne yazık ki birey sokaktaki insan yok sayılıyor belli yaşlı gruplar bir nokta etrafında kümeleşerek bireye büyük işkenceler uygulanıyor. Örneğin birey kendini yok sayan o grupların karşısında çaresiz kalabiliyor. Küçük grupların egemen olduğu gücü kötüye kullanarak tehdit ve şantaj yaparak adeta onu köleleştiriyor. Bireyin kendini tayin eden grup ülkenin de kaderini tayin ediyor. Anlayacağınız köleleştirilmiş bastırılmış bir toplum oluşturuluyor. İnsanlar kendilerini ifade edemiyor, örneği bir siyasi parti toplantısı veya kongresinde her daim bir bilen olan o küçücük grubun sözcüleri çıkıp o kongrenin asıl sahipleri olan delegelere hikaye anlatıp kürsüden iniyor ve o delegelere söz hakkı dahi verilmiyor yani bir delege çıkıp parti içerisindeki sorunları anlatamıyor, anlattırılmıyor. Bunun adına dar grupçuluk denir, oysa demokrasinin olmazsa olmazı çoğulculuktur katılımcılıktır. Bireyin seçme seçilme hakkı resmen gasp ediliyor ve tek seçiciler istedikleri kişileri listeleyip delegenin önene seriyor ve bunlara oy vereceksin emrini veriyor delegelerde gidip kongre salonunda sözde oy veriyor. Fuzuli kongreler fuzuli göstermelik seçimler dolayısıyla insanların insanların ruhsal durumları da bozuluyor ve her şeyi içine atmak zorunda kalıyor insan ilişkileri de bu şekilde bozulup gidiyor. Bu kadar sindirilmiş bir toplumu ileride patlama noktasına getirirlerse tüm sorumluluklar o dair grupların olacaktır. İl, ilçe hatta mahalle sorunlarını dahi birkaç kişi belirliyor ve onun olurundan geçiyorsa vay halimize, demokrasi güme gitti demektir. Susma hakkını kullanmak zorunda kalanlar bilsinler ki gelecek kuşaklara en büyük zararı veriyorlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: