Son yıllarda Türkiye’de takvim yaprakları artık sadece günleri değil, yitirdiğimiz kadınların isimlerini de sayıyor. Her sabah yeni bir manşet, her akşam yeni bir "şüpheli" ölüm haberiyle sarsılıyoruz. Ama asıl korkutucu olan, bu sarsıntının yerini giderek tehlikeli bir alışmışlığa bırakması.
Rakamların Ötesindeki Hayatlar
İstatistikler soğuktur ama gerçekler yakıcıdır. 2025 yılı verilerine baktığımızda tablonun vahameti bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Geçtiğimiz yıl içinde 294 kadın erkekler tarafından hayattan koparıldı; 297 kadın ise "şüpheli" şekilde ölü bulundu. Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Kadınlar sadece öldürülmüyor, aynı zamanda ölümleri karanlıkta bırakılarak adaletten de mahrum ediliyor.
Daha da acı olanı ise mekân ve fail benzerliği:
Kadınların %70’inden fazlası en güvenli yer sayılan evlerinde katledildi.
Failler uzak yabancılar değil; %97,5 oranında eşler, eski eşler, babalar veya en yakınındaki erkeklerdi.
Katledilen kadınların büyük bir çoğunluğu 19-35 yaş aralığındaki, hayatının baharında, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan gençlerdi.
Hukuk ve Cezasızlık Kıskacı
Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin üzerinden geçen dört yılda, koruma kararlarına rağmen öldürülen kadınların trajedisini izledi. Sadece 2025’in ilk altı ayında, cebinde koruma kararı olan 9 kadın katledildi. Bu durum, yasaların varlığından ziyade uygulanabilirliğinin ve politik iradenin ne kadar hayati olduğunu kanıtlıyor. "İyi hal" indirimleri ve faillerin "kıskançlık" ya da "namus" gibi bahaneler arkasına sığınması, adaleti topallaştırırken potansiyel failleri cesaretlendiriyor.
Toplumsal Bir Yüzleşme Şart
Kadın cinayeti sadece adli bir vaka değildir; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, erkek egemen kültürün ve kadını "mülk" gören zihniyetin en vahşi sonucudur. Bir kadın "hayır" dediği için, boşanmak istediği için ya da sadece kendi kararlarını vermek istediği için öldürülüyorsa, burada bireysel bir öfkeden değil, toplumsal bir çürümeden söz etmek gerekir.
"Bir toplum, kadına yönelik şiddeti tolere ettiği sürece aslında kendi geleceğini katletmektedir."
Sonuç Olarak
İhtiyacımız olan şey sadece taziye mesajları veya geçici önlemler değil. İhtiyacımız olan; 6284 sayılı kanunun eksiksiz uygulanması, kadınları şiddet sarmalından kurtaracak ekonomik ve sosyal mekanizmaların kurulması ve en önemlisi, şiddeti üreten bu ataerkil zihniyetin kökten değişmesidir.
Kadınların isimlerini dijital anıtlarda değil, iş hayatında, sokakta ve özgürce kurdukları hayallerinde görmeliyiz. Çünkü kadınlar yaşarsa, toplum nefes alır.
İpek H. Arpağ
Yorumlar
Kalan Karakter: